08  May
Huzur

Müzik önerisi: Blackmore’s Night - Now and then

Öyle aramakla bulunmazmış huzur.
Göl kenarındaki bir evde değilmiş illa.
Yada sallanan bir sandalyede,
Yıldızlar kadar uzakta hiç değilmiş…
İçinde bir yerlerde hep varmış ama,
Dertlenirmiş bazen,
Çatı arasında tozlanmış bir sandık gibi…
Yada keder bağlarmış
Yosun tutan taşlar gibi denizdeki…
Temizlenirmiş ama,
Belki bir sahil kenarında oturmak lazımmış,
Yada çıtırdayıp yanan bir odun ateşi,
Belki yağmuru izlemek odanın camından,
Belki de yıldızları seyretmek bulutsuz bir gecede…

Şöyle derin bir nefes almak lazım.
Gevşetmek lazım ellerini kanatan dizginleri,
Gözlerini kapatıp hafif bir müzikle,
Hayal görmek lazım biraz.

Sinan Onur ALTINUÇ

Gönderen: sinanonur, Etiketler: edebiyat, gece, gidişat, hayat, şiir. Tarih: Mayıs 8, 2009, 3:19 pm | 1 Yorum »

28  Nis
Twitter

Deterjan reklamı gibi olacak ama:

  • Msnde kişisel ileti kullanmayı seviyorsunuz.
  • Facebook’da ne düşünüyorum kısmını güncelliyorsunuz.
  • İnsanların sizinle ilgili bazı şeyleri size sormadan takip edebilmesini istiyorsunuz.
  • Ya da öylesine kısa bir şeyler söylemek istiyorsunuz.

Bu durumlardan birine uyuyorsanız ve twitter‘ı duymadıysanız hoşunuza gidebilir.

Ya da bu video demek istediğimi daha iyi anlatabilir.

Hoş bir şey gibi en azından kendi çevrenizden yeterince insan kullanıyorsa.

Bu arada Atilla‘ya teşekkür etmeli bana tavsiye etmişti videoyu da o yollamıştı.

Ha tabii bu arada asıl yazış amacını da atlamamak gerek:

http://twitter.com/sinanonur

twitter kullanan arkadaşlar bana ulaşın lütfen =)

Gönderen: sinanonur, Etiketler: Bağlantılar, Kategorilenmemiş, bilgisayar, eğlence, hayat. Tarih: Nisan 28, 2009, 4:40 pm | Hiç Yorum Yok »

O kadar ani oldu ki 1 Nisan’da falan olsaydı şaka olarak algılayabilirdim. IBM’le o kadar görüştükten sonra Sun için şaşırtıcı bir hamle sayılabilir.

Başta MySQL olmak üzere Java, OpenSolaris, OpenOffice gibi açık kaynak kodlu projelerin akıbeti ise asıl merak konusu.

MySQL konusunda tam olarak bir fikir oluşturamıyorum. Acaba akıldaki fikir Orackle için en kuvvetli alternatiflerden birini yok etmek mi? (ki bu durumda özgür yazılım dünyasında bir projeyi birdenbire öldürmenin pek mümkün olmadığını göz önüne almak gerek) Yoksa En kuvvetli alternatiflerden birine sahip olarak buna da destek vermek suretiyle Sun’ın bu konudaki pazar payını geliştirerek elde etmek mi?

Eskiden beri göyle midir bilemiyorum ama yazılım şirketleri birleşerek daha dev yapılara dönüşüyorlar. Umarım ki bu tekelciliğe yol açmaz…

Hayırlı ve Uğurlu olması dileğiyle

Kaynaklar:
Sun
Oracle
Reuters

Gönderen: sinanonur, Etiketler: bilgisayar, teknik. Tarih: Nisan 20, 2009, 3:52 pm | Hiç Yorum Yok »

Her staj arama süresince öğrencilerin kafasını benzer sorunlar kurcalıyor. Nerede staj bulabileceğim? Nerelere başvurmalıyım? Beni kim kabul eder? …

Hep de aynı kısır döndünün içinde döner. Staja kabul edilirken beni not ortalamama göre mi yargılayacaklar? Not ortalaması başarının bir ölçütü müdür? Diğer taraftan şirketler açısından Öğrencinin daha önceden ciddi bir deneyimi yada bir projesi yoksa bakılabilecek çok fazla şey yoktur. Cvler arasından eleme yapılması gerektiğinde sanıyorum not ortalaması mecburen önemli bir etmen olur. Ben not ortalamasının kendi başarısını göstermediğini düşünen yüzlercesi arasındayım. Özellikle bölüm dışı derslerde…

Hal böyleyken, değil iş başvuruları staj başvurularında bile birbirine benzeyen bir sürü aday arasından eleme yapmak gerekecek. Ve ne öğrenciler kendilerini anlatabildikleri konusunda tatmin oalcak ne alımı yapanların kafasında yeterince bir fikir oluşabilecek. Bir çaresizlik gibi görünse de bu kısır döngüyü kırmak sanıyorum ki mümkün.

Bildiğim ilk uygulama daha önceden Pardus ekibinin staj elemelerindeydi. Not ortalaması ve okunan okulu bir kriter oalrak kabul etmeyerek cvnin yanında kişinin kendini ifade etmesi için ayrı bir metin istiyorlardı. Daha önemlisi daha önceden gerçekleştirilmiş örnek bir çalışma (ödev/proje) Kişiyi ölçmek için klasik yöntemlerden daha iyi görünen bir yöntem sunuyor bu.

Fakat bana daha da orjinal gelen bir yöntemle karşılaştım. Portakal Teknoloji bakın nasıl bir yol izliyor:

* Özellikle özgür yazılım alanında faaliyet gösterdiği için ve stajerlerinin de belli bir paylaşım kültürüne dahil olmasını beklediğinden dolayı adayların blog tutmasını blogu yoksa blog açmasını öngörüyor.
* Bir özgür yazılım projesinin tanıtımını yine blogda yapmasını istiyor
* Son aşama olarak da özgür yazılım camiasına somut bir katkı sağlamalarını bekliyor.

Böylece staja kabul edilen ya da edilmeyen herkese belli bir bilinci aşılamış ve belki de özgür yazılım dünyasına kazandırmış oluyor.

Ben de Portakal Teknolojinin özgür yazılım mevzularına gösterdiği hassasiyetten ve kendime bir şeyler katabileceğine inandığımdan başvurumu yaptım.

Aslında işin ilginç yanı Bora Güngören’in blogunda belirttiğine göre bu staj prosedürü başka yerlerde de yankı bulmuş gibi görünüyor. . Yani “esinlenmeyi” pek belli etmeseler de baya benzer uygulamalar varmış.

Diliyorum ki insanların değerlendirilmesi ve anlaşışması için bunun gibi yollar artsın. Cvlerin yeterliliği konusunda ciddi sıkıntılarım var. Hala insanların kendini bu tür durumlarda ifade edebilmesi için çok iyi bir yol var gibi görünmüyor.

Gönderen: sinanonur, Etiketler: bilgisayar, hayat. Tarih: Nisan 12, 2009, 6:29 pm | 1 Yorum »

Bu sene Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Topluluğu (Hübit) olarak 8-9-10 Nisan tarihhlerinde Bilişim Günleri düzenliyoruz. Etkinliğe İş dünyası ve akedemik dünyadan bir çok önemli konuşmacı katılıyor. Afiş ve program hakkında bilgi edinmek için topluluğun internet sitesini kullanabilirsiniz. Ve çevirimiçi kayıt yaptırabilirsiniz.

Bilişim günleri afişi

Bilişim günleri afişi

Bu kısmı biraz hızlı geçiyorum çünkü her yerde okuyabileceğiniz tarzda bir tanıtım yazısını olmasını istemedim. Daha çok etkinliğin hazırlanışına dair kendi izlenimlerini aktarmak istedim.

Geçen sene Bilişim günlerinin ilkini düzenlemiştik. Birçok şeyi spnradan netleştirebildiğimiz için içeriği güzel ama tanıtımı pek de tatmin edici olmayan bir etkinlik olmuştu bizim için. Aslında başkalarının bir şeyler öğrenmesi için yapılan etkinlikler bir yandan da en çok içinde bulunanlara birşeyler öğretiyor.

Bu sene topluluğa çok taze kanlar katılmasını önceden çalışan arkadaşların da daha hevesli olmasından cesaret alarak biraz daha geniç çaplı düşünmeye çalıştık bu seferki etkinliği. Önceden Facebook, Bilgisayar Mühendisliği BÖlümünün haber grubu ve geç açılmış afişlerle duyurmuşken bu sefer stand afişleme ve el ilanları da eklenince pek de fena bir tanıtım olmadı gibime geliyor.

Günümüzde üniversite öğrencilerinin bir kısmında olan ilgisizliği yavaş yavaş kırıyoruz sanırım. Hem katılan hem de elini taşın altına sokan arkadaşların sayısı arttı.

Çevrimiçi kayıt yaptıran ve her gün iki oturuma katılan arkadaşalra da katılım belgesi veriyoruz. Bu katılım belgesi olayı özellikle standda beklediğimden daha fazla ilgi gördü. İnsanların ilgisi çekmesi açısından güzel bir durum fakat kendini geliştirmekten çok belgeye odaklanılması açısından da biraz üzücü olabiliyor.

Diğer üniversitelerden veya kesimlerden insanları da aramızda görmekten büyük mutluluk duyacağız. Çevirimiçi kayıt yaptırmayı unutmayın =)

İşe yarayabilecek bağlantıları da vereyim:

Topluluğun web adresi(Şimdilik sadece etkinlik afişi ve kayıt sistemi olsa da)
Facebook

Sonuç olarak yorulduk ama değdi. Beraber çalıştığımız tüm arkadaşlarıma da buradan teşekkür ediyorum. Etkinlikte görüşmek üzere…

Gönderen: admin, Etiketler: bilgisayar, hayat, teknik. Tarih: Nisan 3, 2009, 8:55 am | Hiç Yorum Yok »

21  Mar
Kayıp

Önce kalemimi kaybediyorum.
Kaybettiğimi bile anlamayacak kadar,
Uzun süre aramıyorum

Ay ışığını kaybediyorum sonra.
Orada olduğunu bilip avunmak için bile,
Bakmaya yeltenmiyorum.

Heyecanımı kaybediyorum,
Korkunç bir soğuk kanlılıkla,
Şaşırmıyorum artık…

Coşkuyu kaybediyorum.
Sevinebiliyorum ama,
Mutlu olmadan…

Sesleri kaybediyorum.
Bir kitap sayfasında yazanlar gibi,
Duyuyorum ama notalar olmadan.

Renkleri kaybediyorum.
Elmanın rengi hala kırmızı ama,
Yaprağınkinden o kadar farklı değil artık.

Kafamı kaldırıp yukarı bakıyorum.
Ay gerçekten de yok bugün.
Gözlerimi kapatıyorum,
Bu kez görüyorum…
Bir ses duyuyorum,
Bir tane daha…
Müzik gibi, farklı birbirinden.
Gözlerimi açıyorum,
Karanlıkta pek belli değil ama,
Gökyüzü başka renkte topraktan.
Ve masanın üstünde bir kalem duruyor.
Kaybettiğim kalem hem de…

Sinan Onur ALTINUÇ
22.03.2009

Gönderen: sinanonur, Etiketler: edebiyat, felsefe, gece, gidişat, hayat, şiir. Tarih: Mart 21, 2009, 9:52 pm | 4 Yorum »

Bazen hayatımızda ne yaptığımızı sorguladığımız noktalara giriyoruz. Şartlar yüzünden sürekli şikayet ediyoruz. Gelcek kaygısından, bulunduğumuz ortamın bize yapmak istediğimiz şeyi yapmamıza izin vermediğinden yakınıyoruz. İnsanların ne kadar acımasız, ne kadar vefasız olduğundan yakınıyoruz.

Kişisel gelişim kitaplarındaki klişeler gibi olacak ama kusura bakmayın:

Oysa fark edemediğimiz bir nokta var.
-Aslında yapmak istediğimizi yapmamıza izin vermeyen sadece kendimiziz. Ve istediğimiz şeyi yapmaya cesaretimiz olmadığından, elimizdeki şeyleri kaybetmeye korktğumuzdan suçu da dünyaya atmaktan hiç de çekinmiyoruz.
-Aslında acımasız olan kendimiziz vefasız olan da… Hem de İlk önce kendimize karşı… Gerçekten sevmediğniiz bir şey yaparak gerçekten başarılı olmayı nasıl bekleyebiliriz? Ya da gerçekten mutlu olmayı…

İşte bazen bunun gibi sorularla meşgul ederiz beynimizi. Aslında cevapları her yerdedir. Yani ne bileyim, sokakta kime sorsanız zaten size hayallerinin peşinden koşmanızı söylemez mi? Eğer koşmuşsa bunu bir başarı hikayesi olarak dinleriz. Eğer koşmamışsa kendi durumundan şikayet eden birisinin konuşmasını… Ama ana fikir sanırım aynı. Binlerce kişisel gelişim kitabında yazan şeyin özeti…

Ama öyle görünüyor ki bizim dinlememiz için bir sebep olması lazım. Ve de öyle alelade değil de güzelce anlatılması lazım. Beynimize kazınması lazım yani…

İşte bu yüzden ben böyle söylesem de yine de beni dinlemeyeceksiniz. Buraya kadar geldiyseniz mutlaka okumuşsunuzdur fakat birkaç dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi devam edeceksiniz.

Belki benden daha büyük birileri daha güzelce anlatırsa daha etkili olur.

Dilerim hepimiz hayatın sunduklarına karşı hep aç kalabiliriz.
Hepimiz karşımıza çıkanları yılların verdiği bıkkınlıkla değil, bir budalanın şaşkınlığı ve heyecanıyla karşılayabiliriz ve heyecanımızı kaybetmeyiz.

Dilerim ben de kendi anlattıklarımı yakın zamanda unutmam. Ve dilerim ki ilerde böyle şeyleri anlatabiliyor olurum ve insanlar da beni dinler.

Gönderen: admin, Etiketler: felsefe, gidişat, hayat. Tarih: Mart 5, 2009, 7:35 am | 1 Yorum »

Bu sefer kısa ve teknik bir yazı olacak.

Bir süredir sitenin rssfeedlerinin çalışmadığını farkettim. Googleda arama yaptım wordpress blogların böyle bir sorunu olduğundan bahsediyorlardı. Tamam dedim değiştirmek/ düzeltmek için birsürü şey denedim. En sonunda sorunu buldum.

Eğer sitenizde Google analytics ya da başka bir takipçi kod kullanıyorsanız bunu anasayfanın en üstüne koymaktan kaçınmalısınız. Mesela wordpresste rssnin başına da gelmeye çalışıyor ve sıkıntı oluyor.

Bense google analyticsin kodunu koyduğumu çoktan unutmuşum.

Belki birilerinin işine yarar diye yazayım dedim.

Gönderen: sinanonur, Etiketler: bilgisayar, teknik. Tarih: Ocak 22, 2009, 7:52 pm | 1 Yorum »

17  Oca
Bilinmez

Son zamanlarda burası pek ıssız oldu. Teknik olarak sayfaya kaç kişi girdiğinden haberdar olabilsem de girenlerin okuyup okumadığını bilemiyorum. Eskiden gelen yorumlardan da hiç kalmadı. Ama birkaç sefer daha yorum almasam bile yazmak konusunda ısrarcıyım sanırım.

Her şiir için yeni müzik söyleyebilmek isterdim ama biraz klasik bir insan olduğum için elimdekilerden dönüp duruyorum. Bu seferki (yine) Beethoven dan moonlight sonata oldu. Ama bu sefer bir değişiklik yapayım. solar‘dan çaldığım bir taktikle:

Felsefe bayaca karıştı bu sefer işin içine.

Blinmez…

Bilmediğimiz yerlerden korkuyoruz en çok.
Göremediğimiz şeyler gizemli geliyor hepimize.
Tahmin bile edemeyince süpriz oluyor herşey.
Hayal bile edemediğimiz şeyi görünce şaşırıyoruz.
Bilmiyorken merak edebiliyoruz ancak.
Hiçbişeyden ilk seferki tadı alamıyoruz,
Bilinmezinde olduğu için belki aroması.
Daha mutluyuz çoğu zaman cahilken.

Garip olan…
Bunca duygu bilinmezden geliyorken.
Bilmediğimize bu kadar bağlıyken insan tarafımız.
Neden bilmiyorum ama,
Öğrenmeye çalışıyoruz sürekli.

Sinan Onur ALTINUÇ
17.01.2009, 06:45

Gönderen: sinanonur, Etiketler: edebiyat, felsefe, hayat, şiir. Tarih: Ocak 17, 2009, 12:12 am | 1 Yorum »

13  Oca
Boşluk

Yazmaya çalışmak boşa hissetmiyorken,
Kalem elinde, kalakalıyorsun öyece.
Hüznün olsa, akacak gözyaşlarınla kağıdına,
Coşkun olsa, fışkırıverecek kaleminden.
Yok işte…
Olmayınca olmuyor…
Öylece bakıyorsun.
Bir şey yazıyomuş gibi sanki orada.
Bakıyorsun aynı kafanın içi gibi,
Boş olan satırlarına.
Aynısı var işte orada duygularının,
Aynı boşluk kağıdında…

Belki de, diyorsun o zaman,
Hiç bu kadar iyi anlatamamıştım kendimi,
Şimdiye kadar…

Sinan Onur ALTINUÇ
13.01.2009

Tam uygun mu bilemeyeceğim ama biterken “Selvi Boylum Al yazmalım” çalıyordu:
Youtube bağlantısı yardımcı olur belki ama videonun pek alakası yok müzik için… Müziğin alakası da tartışılabilir ama bir an uygun hisettim.

Gönderen: admin, Etiketler: edebiyat, şiir. Tarih: Ocak 13, 2009, 9:22 pm | Hiç Yorum Yok »

« Önceki Girdiler