Hayali Okul Cumhuriyeti

Bazen insan içinde bulunduğu dünyayı sırf içinde olduğundan sadece bir noktasından görebiliyor. Dünya aslında o kadar büyük ki her yerinde olmamızın bir imkanı da yok. Ama elimizde ufak bir maketi olsaydı, bakınca her tarafını görebilseydik… Masanın üzerinde duran mavi küreler gibi dünyayı göremesek bile biraz ufağını görseydik daha rahat anlardık. Be sebepten dolayı ufak hikayeler uyduruyorum bazen kafamda. Hikayeleri anlamak dünyayı anlamaktan daha kolay ne de olsa.

Okul Tabela

Bir okul düşünelim. Bu okulda öğretmen öğrencilere karşı şiddet uyguluyor. Beklenen şey tabi velilerin toplanıp buna karşı bir tepki oluşturması.Aynı okulda bir öğretmen öğrencilerinin bir kısmına özel ders vermekle suçlanıyor. Özel ders alanlara sınavda soracağı soruları da özel derste çözüyormuş diye insanlar ayağa kalkıyor.

Bir takım velilerin tepkisi müdüre kaymaya başlıyor. “Bu müdür yüzünden oldu bu müdür neden bu konuda bir şeyler yapmıyor.” diyorlar.

Bu sırada müdür okuldan uzakta yaşayanlar için ücretsiz bir servis uygulamasına başlıyor. Kimisinin bu servis işine yaramıyor ama kimilerinin çok yarıyor. Kimilerinin işine yaramadığı hale iyi bir şey olduğunu düşünüyorlar. Müdürden memnun olan epey bir insan da var.

Müdür hakkında bir yolsuzluk iddası ortaya atılıyor. Müdürün üniversiteye giden oğlunun lüks bir arabayla dolaştığına dair haberler yayılıyor. Kimi insanlar buna çok bozuluyor. Kimileri içinse müdürün oğlunun ne yaptığı umurlarında değil.

Müdürümüzün dili de biraz sert “Beğenmiyoralrsa başka okula giderler. benim yönettiğim okul böyledir” diyor.

Daha sonra başka bir öğretmen için bir şiddet olayı daha yaşanıyor. Bir takım insanlar müdürün bu konuda tepkisinden memnun değil ve olayların sürekli okulda tekrarlamasından rahatsız. İyiden iyiye kızgınlar artık müdüre.

Yaşanan olaylarda artık bir öğrenci dövüldüyse o öğretmene olan eleştiriden daha fazla müdüre kızan bu konuda bir şey yapmadığını düşünen müdürün değişmesi gerektiğini düşünen insanlar var.

Velilerin bir kısmı dayağı önemsemiyor. Hatta hocaların gerekirse dövmesi gerektiğini düşünüyor. Bir kısmının da umrunda değil.

Gel gelelim artık her olayda tepkiler suçu işleyen öğretmenden çok müdüre kaymış durumda. Bir takım insanlar müdürü seviyorlar ve müdürü protesto edenler iyiden iyiye kızıyorlar (iki taraftan da birbirine saldıran veliler var). Bir takım insanların müdür hakkında herhangi bir görüşü yok fakat şiddete karşı. Tepki de göstermek istiyorlar ama bu tepkinin müdüre gösterilmesini istemiyorlar.

Tabi asıl suçlunun kim odluğu ve ne yapılması gerektiği konusunda insanlar bir fikir birliğine varamıyorlar.

Hikayelerde genellikle olay bir çözüme ulaştırılır. Ama üzgünüm bu hikayede olayın bir çözümü yok. Aslında velilerin kafasında çözüme dair birsürü fikir var. Tabii ki bu fikirler de birbiriyle çelişiyor hata veliler de kendi arasında “böyle çözülür, yok efendim böyle çözülür ancak” diye kavga ediyor. Kimilerine göre okulun durumunda çözülmesi gereken bir şey de yok.

Sahi ne olacak bu okulun hali?

Not: Bu yazı aslında bir blog yazısı olarak yazılmamıştı. İnternet üzerinden bir konuyu tartışırken verdiğim bir örnekti. Yeterince uzun olunca bloga da koymaya karar verdim. Zaten doğru düzgün bir şey yazdığım da yok ya…

Gündoğumu

Gün doğdu yine,
Her sabah gibi…
Güneş ateşledi çiçeklerin renklerini,
Benden hemen sonra,
Bir serçe karşıladı cıvıltısıyla ilk ışıkları.

Sızıp gelen bir tutam ışık bile,
      biraz olsun kırdı gecenin ayazını.
Derin, serin bir nefesti,
      beni hala ayık tutan.
Gecenin en güzel anı,
      belki de son anıydı.
Belki umut, belki meraktı
      beni hala ayakta tutan.
Ve gözlerim güneşi görünce
      teslim oluverdiler yorgunluğa.

Sahi ne güzeldi gün doğumu.
Ne kadar zaman olmuştu?
Hatırlamak gibiydi biraz.
Biraz yaşamak gibi…
Karanlıkla savaşıp bütün gece,
Işığa teslim olmak…

30.05.2015

Hem Ayrılık, Hem Yolsulluk, Hem Ölüm…

Madenciler

Çok karanlık günler oldu şu son günler. Kömür karası… Sadece internette gördüklerimle takip edebildiğim halde o kadar çok duyguyu bir arada yaşadım ki…

Hüzün tabii, en başta hüzün… Her duyduğunda her öğrendiğinde insanın yüreğini ateş gibi kaplayan hüzün… Oradaki insanları izledikçe çok fazla şeyi daha gördüm.

Önce emeği gördüm. Hem de en zor şartlardaki emeği… “Bir daha girecek misiniz madene?” diye soranlara “Girmem gerek kredi borcum var.” Dediğini duydum. Artık alın teri bile değil kendi kanıyla kazandığı ekmekti. İşte böyle bir durumda kazandıkalrı damlalardan göl yapmaya çalışan insanlar bizim göz yaşlarımızı göl yaptı.

Nezaketi gördüm. Öyle insanların birbirine yaranmak için yaptığı türden nezaket değildi bu. Ölümle burun buruna gelmiş bir adamın perişan haldeyken “Botlarımı çıkartayım sedye kirlenmesin.” dediğini biliyorum arık. Çoğumuzun hayatında karşısaşsak belki de hiç nezaket beklemeyeceği, yeryüzünün en ağır şartlarında bile içindeki cevheri kaybetmemiş insanları gördüm böylece.

İyiliği gördüm sonra. Hem de en yalın, en saf ve en basit halini gördüm. Bütün varlığımız, duygularımız, düşüncelerimiz ölüm karşısında savunmasız kalır. Hiç olurlar. Kendimizin bile hiç bilmediği bir halimizle baş başa kalırız. İşte tam bu halde bile “Mahmut çıkmadı, beni bırakın onu alın onun karısı hamile” diyen madenciyi biliyorum. Ölümün karşısındaki zavallı haliyle bile iyiliği ölüme meydan okuyan madencinin hikayesini…

Çok fazla duyguyu bir arada yaşadım. Üstelik oturduğum yerden. Orada olanları hayal bile edemiyorum. Ama ne hissettiysem bir süre sonra heryeri kaplayan hüzün içinde yandı, hüzün oldu yine… Ve her seferinde kor olmuş bir öfke, kor olmuş bir parça kömür gibi ortasında büyüdü. Hüznün ateşi azalınca bile uzun süre kor halinde kalacak. Birileri hesap vermeli. Kimse bunun sorumlusu cezasını çekmeli. En önemlisi bir daha böyle olmaması için ne lazımsa yapılmalı. diye haykırıyor içimdeki öfke.

Hep Karacaoğlan’ın dizeleri geldi aklıma:

Vara vara vardım ol kara taşa.
Hasret ettin beni kavim kardaşa.
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa,
Bir ayrılık, bir yoksulluk bir ölüm…

Bu sefer Soma’da yaşadıklarımız çok daha kötüydü.

Hem ayrılık,
Hem yoksulluk,
Hem ölüm…

Degişmek

Everybody's Changing by Lilly Allen on Grooveshark

Yaşamak için değişmek gerek.
Her nefeste, her yudumda belki de her duyguda biraz…
Yaşamak için değişmek gerek,
Değişmek için de yaşamak…

Dinlenmek için yorulmak gerek önce.
Aldığın her nefesin öylesine olmadığını
Kalbinin her atışının sana güç verdiğini,
Şöyle bir uzanınca dalgaların yorgunluğunu götürdüğünü hissetmek…

Cesur olabilmek için önce korkmak gerek.
Yalnızlıktan, kaybetmekten, zayıflıktan, karanlıktan hatta ölümden…
Sonra anlamak gerek,
Cesaretin korkmamak olmadığını.

Büyümek için küçülmek gerek önce.
O en ufak en çaresiz halinle yüzleşmek gerek.
Herşeyi susturup o çocuğun ne dediğini duyabilmek,
En büyük halinle bile ne kadar ufak olduğunu hatırlamak şu evrende.

Kendini bulabilmek için önce kaybetmek gerek.
Geriye dönüp baktığında,
Sandığın yerde olmadığını anlayabilmek…
Neyi araman gerektiğini öğrenebilmen gerek.

Mutlu olmak için önce acı çekmek gerek belki.
Üstüne kapılar kitlediğin duygularınla yüzleşmek,
En basit en zayıf halini görebilmek kendinin,
Ve öylece kabul edebilmek…

Sonra da anlamak gerek,
Her şeyi güzel ya da çirkin yapanın,
Seni mutlu ya da mutsuz yapanın,
Aslında sen olduğunu.

29.04.2014
Sinan Onur ALTINUÇ

Dalgalar

Buradan da duyabiliyorum dalgaların sesini,
aynı şarkıyı söylüyorlar hala…
Buradan da görüyorum ayın denizdeki yansımasını,
hala çok güzel…
Orada işte, dalgalarda sallanan ufak tekne,
hala bıraktığım yerde…
Elimi uzatsam dokunurum sanki.
Neden bilmiyorum ama,
Yine de,
Keşke şimdi orada olsaydım diyorum,
deli gibi…
Sinan Onur ALTINUÇ

Ölümler, Şehitler ve İnsanlık üzerine

Ey iyi insanlar,

Her ölenle yüreğimiz yanar belki.
Ama öldürerek de bitiremezler bizi.
Her ölenin yerine bir yenisi gelir.
Bu şekilde yenilemeyiz.

Ama yüreğimizi öfkeye esir edersek,
Ateşiyle yakarsak insanlığımızı…
İşte o zaman kaybederiz.
O zaman yıkılırız.
O zaman bölünürüz.

Eğer gözümüz dönerse.
Cana kıymayı göze alırsak insanın ne yaptığına bakmadan,
Damarındaki kana, anasına, babasına göre yargılarsak,
Adalet değil de intikam ararsak.
Biz de cani olursak,
Aç bırakırsak,
Hor görürsek,
Herkesin insan olduğunu unutursak,
İşte ancak o gün yeniliriz.

Her şeye rağmen insan olabilirsek,
Öfkeye yenik düşmezsek,
Düşünürsek,
Merhamet duyabilirsek bir de,
Geriye sadece sabretmek kalır.

Haksızlık

Haksızlık aslında nerden baksan,
Nereye varacağını bile bilmeden,
Seçmek zorunda olmak yolları.

Nerden baksan haksızlık,
Kaynarken kanın damarlarında,
Bütün yanlışları yapmak için çıldırırken ruhun,
Her şeyi denemek isterken,
Karar vermek zorunda olmak,
Hem de doğru kararı,
Hem de bir doğru olup olmadığından emin bile olmadan,
Kanın da kaynarken damarlarında üstelik…

Haksızlık aslında,
Herşey çok kolayken,
Birden bütün dünyanı taşımak zorunda olmak,
Kendine karşı sorumlu olmak bile zorken,
Başkalarının isteklerini de taşımak omuzlarında.

Haksızlık aslında,
O kadar özgür olmak isteyip,
Uçmaya çalışmak,
Onca yük bağlıyken ayaklarına.

Haksızlık aslında genç olmak,
Ama genç gibi olamamak.
Haksızlık aslında yaşlanmak,
Ama çocuk olmaya çalışmak…

17.09.2011
Sinan Onur ALTINUÇ

İnternet, filtreler, sansür ve yasaklar…

Son zamanlarda çok fazla tartışılan TİB tarafından getirilen filtrelemeyle ilgili bir şeyler yazmak istedim.

İnternetteki haber sitelerinde, televizyonlarda gazetelerde bu konu çokça tartışıldı çokça yazılıp çizildi. Tartışılması çok güzel  ama bana göre bu konudaki genel problem insanların meseleyi tam anlamıyla anlamayarak eleştirmesi yada savunmaya çalışması ve meseleyi bütün olarak görmekten çok kendilerini ilgilendiren parçalarına bakmaları. Kimi insanlar youtubeun yasaklanıp yasaklanmayacağının derdinde. Kimileri acaba bir gün facebooku da kapatabilirler mi diye korkuyor. Kimisi internetten pornografik içerikleri takip edemeyeceğinin derdine düşmüş. Bazı insanlar blogların yasaklanıp yasaklanmayacağıyla ilgileniyor. Aslında ilgilerin dolayısıyla korkuların farklı olması gayet doğal. Herkesin kendi istediği şeyi savunması da öyle. Ama her zaman için meseleyi bir bütün olarak görmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Böylece bizi ve ülkemizi ne şekilde etkileyeceğini daha net görmüş oluruz.

Başlangıç noktası olarak sanırım en uygun şey bu kararın kendisini okumak olur. Buradan ulaşabilirsiniz. Fakat kararın tamamını doğru şekilde anlayıp yorumlayabilmek için hem teknik olarak yeterli seviyede bilgiye hem de ne dediğini düzgün anlayıp ne şekilde kullanılabileceğini kavrayabilmek için belirli miktarda hukuk bilgisine ihtiyaç duyuluyor. İkisinin kesişimi pek de büyük bir insan topluluğunu kapsamadığından tek başına kararı okumak yeterli olmayabiliyor. Benim görüşüm açıkçası okuduğum yorumlarla şekillendi. Zaten bu konuda en güzel içeriği de sosyal medyada gördüm şimdiye kadar.

Ön bilgi olarak DNS ile uygulanan yasaklar hakkında kısaca bir bilgi verip nasıl çalıştığını ve DNS değiştirerek bu yasakalrı nasıl aştığımızı açıklamaya çalışayım (Bu konuda zaten bilgi sahibi olanlar aşağıdaki paragrafı atlayabilirler):

DNS(Domain Name System) Türkçe’ye “alan adı sistemi” olarak çevrilebilir. Tarayıcılarınızda sitelere girmek için kullandığınız (genellikle sonu com,net,org gibi olan) adres çubuğuna yazdığınız metinler aslında internet üzerindeki bir verinin adresini temsil eder. Fakat ulaşmak istediğiniz sunucu bu isimle doğrudan anlamlı değildir. (bilgisayarcı insanlar sayıları metinlerden daha anlamlı bulmuşlardır hep) İnternette bilgisayarları birbirinden ayıran ve bağlantı kurulmasını sağlayan IP sistemidir. İnternete bağlı bilgisayarların bir IP adresi vardır. Sizin ulaşmak istediğiniz siteler de bir IP adresine sahip sunuculardır. Sizin DNS olarak girdiğiniz numara da aslında bir IP adresidir. Yaptığı iş ise sizin verdiğiniz isimdeki siteye hangi ip adresinden erişilebileceğini söylemektir.

Peki DNS kullanarak bir site nasıl yasaklanır? Aslında basit… Siz yasak olan bir siteye erişmeye çalıştığınızda sizi o siteninki yerine başka bir adrese yönlendirir. Standart olarak size sağlanan DNS sunucuyu kullandığınızda genellikle bu yüzden yasakla karşılaşırsınız. DNS sunucusunu değiştirmek yada host dosyasını değiştirmek gibi yöntemler sizi doğru adrese yönlendirerek bunu etkisiz kılar.

22 Ağustosta yürürlüğe sokulması planlanan uygulama internet servis sağlayıcılarına (Telekom, Superonline, vs…) bir merkezi denetim getiriyor. Yasak olan siteler merkezi bir veri tabanında belirli durumda olacak ve insanların kullandığı pakete göre bu sitelere erişilmesi sınırlandırılacak. Fakat DNS yasağından farklı olarak yanlış adrese yönlendirmeye gerek kalmadan o IP adresiyle olan iletişimi tamamen engellediği için DNS değiştirme yöntemi işe yaramayacak. O siteye doğrudan erişmek mümkün olmayacak. Fakat hiçbir şekilde erişilemeyeceği konusu doğru değil. “Avcı nice al (hile) bilirse ayı onca yol bilir.” demişler =) Fakat problemimiz zaten bu değil.

Bu konuda söylenen temel şey standart paketin şu anki durumdan farksız olduğu ve abartıldığı yönünde. Ama bence bu savdaki temel yanlış, şu anki durumda mahkeme kararıyla engellenmiş sitelere erişmediğimiz varsayımı üzerine kurulmuş olması. Yani paketiniz standart paket olsa dahi bir sitenin erişime kapatılmasında bir engel yok. Karardaki orjinal ifade “mevcut mevzuata uygun” şeklinde. Fakat mevcut mevzuat kavramı kararnamedeki bir çok ifade gibi biraz muğlak. Yani herhangi bir sitenin bir sebepten dolayı mevcut mevzuata uygun olmadığı düşünülürse yasaklanmış olacak.

Diğer bir mesele de bu yasakları bir şekilde aşmanın cezalandırılmasına zemin hazırlaması. Aslına bakılırsa doğrudan kararnamede bu konuya değinilmemiş. Fakat internet servis sağlayıcılarla yaptığımız sözleşmelerde bunun sözleşmeye dahil edilmesi ve bu konuda yaptırım uygulanması söz konusu. Fakat mahkeme kararıyla engellenen bir siteye erişildiğinde bunun hukuki anlamda suç kabul edilip edilmeyeceği konusunu bilmiyorum. Hukuk onusunda bilgili bir arkadaş bizi aydınlatırsa da iyi olur. Benim açımdan hala muğlak olan mevzulardan birisi.

Bir de yasak kelimeler listesi mevzusu var. Alan adı isimlerinde belli kelimelerin kullanılmasını yasaklayan bir uygulama var. İlk bakışta çok saçma görünmese de listenin içerisinde “haydar, Yasak, hayvan, baldız, girl, hikaye,sıcak, nefes, şişman, teen, yerli” gibi sözcüklerin olması bu listeyi hazırlayanların nasıl bir ruh hali içinde olduğu konusunda beni düşündürdü. Bu kelimelerin sadece düşündükleri anlamda kullanılabileceğini düşünüyorlarsa en masum ifadeyle “akılları fesat”.

Özetlemek gerekirse kullanıcıların güvenliğini sağlamak için bir hizmet olarak ortaya atılıyor bu filtre uygulaması. Ama asıl mesele böyle bir hizmeti istemeyenlerin de mecburi olarak bazı sitelere erişim derdinden kurtarılarak zorunlu olarak bir hizmet verilmesinde ve erişimlere merkezi bir denetleme getirilmesinde. İnternet erişimlerini çeşitli şekillerde sınırlandırmak için bir çok uygulama mevcut. Bu hizmeti isteyen kişiler zaten kullanıyorlar. Bunu genelleştirmek ve standart pakette bile belirlenen belli sitelere erişmeyi engellemek en genel tabiriyle yanlış bir uygulama.

İnterneti kitap ve dergilerle aynı mantığı kullanarak denetlemek gibi bir durum söz konusu. Daha önce youtube,blogger, wordpress yasaklarında gördüğümüz gibi bir kişinin kendisi zararlı bulmadığı halde belli yerlere erişmekten “korunduğu” bir sistem ve mantık var maalesef. Bir şekilde bir gerekçe bulunarak erişilmesi istenmeyen yerlere erişimi engellemek de kaygı duyulan noktalardan biri. İnsanlar doğal olarak yaptığı yazdığı çizdiği şeylerin yada okumak görmek istediği şeylerin başkalarının görüşüne göre “uygunsuz” olduğu için yasaklanacağı fikrinden rahatsız.

Bu konuda rahatsızlık duyanları bir şekilde kendi sitelerinde, kullandığı sosyal ağlarda tepkisini dile getirmeye ve internet özgürlüğünü savunan uygulamaları desteklemeye davet ediyorum. 15 Mayıs’ta da yurdun bir çok yerinde bir yürüyüş olacak.

En geniş kapsamıyla bu hareketi sadece istediğimiz sitelere girmek için değil aynı zamanda çevrimiçi ortamdaki özgürlüklerimizi korumak ve geliştirmek için desteklemeliyiz.

Yararlı bir kaç bağlantı aşağıda:

Eklemek yada düzeltmek istediğiniz noktaları lütfen iletin.

Erdemler, Dinlemek ve Anlamak Üzerine…

Aslında başka bir yerde yazdığım bir şeydi. Ama söylemek istediğimi iyi ifade ettiğini düşündüm bir anda, paylaşmak istedim. Bir kaç ufak değişiklikle… Düz yazı yazmak çok sık yaptığım bir şey olmadığından sanatsal yanını pek umursamayıp doğrudan anlatmak istediğime giriyorum:

Bence bir insanın sahip olabileceği en önemli vasıflardan biri diğer insanları dinleyip onların görüşlerine değer verebilmektir. Lafın gelişine söylemiyorum bunu her kelimesini ima ederek söylüyorum.

Bir söz vardı:

“Bizi doğrulayanı dostça kabullenir,karşı çıkana da inatla direniriz, oysa sağduyu tam tersini gerektirir.”

Çoğu insan da kendisine yönelik eleştirileri bir şekilde haksız çıkartmaya çalışır. Başkalarının verebileceği tavsiyelere aslında ihtiyacı olmadığını düşünüerek gözardı eder. Ama aslında dinlemesini bilene çoğu insan çok iyi tavsiyeler verebilir. Bana göre bazı insanların en büyük başarısı insanları dinleyip anlayabilme kabiliyeri.

Büyük insanların konuşmalarından çokça etkileniriz. Aslında epey de iyi konuşurlar. Ama asıl büyük etken burada bizim onları dinlemeye ve anlamaya hazır ve istekli olmamızdır. Çünkü bize sıradan bir insan tarafından söylendiğinde dikkate almayacağımız şeyler söylerler genellikle.

Yani bence:
Oturup dinlersek her insanın güzel bir hikayesi vardır.
İstersek çoğunun verebilecek güzel tavsiyeleri vardır.
Gururumuzu yenip rica edersek çoğu insan yardım eder bize.
Kendi zekamıza daha az güvenmekle daha zeki oluruz aslında.
Sandığımızın aksine güvenirsek genelde insanlar bizi hayal kırıklığına uğratmaz.
Ancak anlamaya çalışırsak anlaşılabiliriz.
Genellikle saygıyı ve sevgiyi gösterdiğimiz kadar görürüz.