Hem Ayrılık, Hem Yolsulluk, Hem Ölüm…

Madenciler

Çok karanlık günler oldu şu son günler. Kömür karası… Sadece internette gördüklerimle takip edebildiğim halde o kadar çok duyguyu bir arada yaşadım ki…

Hüzün tabii, en başta hüzün… Her duyduğunda her öğrendiğinde insanın yüreğini ateş gibi kaplayan hüzün… Oradaki insanları izledikçe çok fazla şeyi daha gördüm.

Önce emeği gördüm. Hem de en zor şartlardaki emeği… “Bir daha girecek misiniz madene?” diye soranlara “Girmem gerek kredi borcum var.” Dediğini duydum. Artık alın teri bile değil kendi kanıyla kazandığı ekmekti. İşte böyle bir durumda kazandıkalrı damlalardan göl yapmaya çalışan insanlar bizim göz yaşlarımızı göl yaptı.

Nezaketi gördüm. Öyle insanların birbirine yaranmak için yaptığı türden nezaket değildi bu. Ölümle burun buruna gelmiş bir adamın perişan haldeyken “Botlarımı çıkartayım sedye kirlenmesin.” dediğini biliyorum arık. Çoğumuzun hayatında karşısaşsak belki de hiç nezaket beklemeyeceği, yeryüzünün en ağır şartlarında bile içindeki cevheri kaybetmemiş insanları gördüm böylece.

İyiliği gördüm sonra. Hem de en yalın, en saf ve en basit halini gördüm. Bütün varlığımız, duygularımız, düşüncelerimiz ölüm karşısında savunmasız kalır. Hiç olurlar. Kendimizin bile hiç bilmediği bir halimizle baş başa kalırız. İşte tam bu halde bile “Mahmut çıkmadı, beni bırakın onu alın onun karısı hamile” diyen madenciyi biliyorum. Ölümün karşısındaki zavallı haliyle bile iyiliği ölüme meydan okuyan madencinin hikayesini…

Çok fazla duyguyu bir arada yaşadım. Üstelik oturduğum yerden. Orada olanları hayal bile edemiyorum. Ama ne hissettiysem bir süre sonra heryeri kaplayan hüzün içinde yandı, hüzün oldu yine… Ve her seferinde kor olmuş bir öfke, kor olmuş bir parça kömür gibi ortasında büyüdü. Hüznün ateşi azalınca bile uzun süre kor halinde kalacak. Birileri hesap vermeli. Kimse bunun sorumlusu cezasını çekmeli. En önemlisi bir daha böyle olmaması için ne lazımsa yapılmalı. diye haykırıyor içimdeki öfke.

Hep Karacaoğlan’ın dizeleri geldi aklıma:

Vara vara vardım ol kara taşa.
Hasret ettin beni kavim kardaşa.
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa,
Bir ayrılık, bir yoksulluk bir ölüm…

Bu sefer Soma’da yaşadıklarımız çok daha kötüydü.

Hem ayrılık,
Hem yoksulluk,
Hem ölüm…