Ölümler, Şehitler ve İnsanlık üzerine

Ey iyi insanlar,

Her ölenle yüreğimiz yanar belki.
Ama öldürerek de bitiremezler bizi.
Her ölenin yerine bir yenisi gelir.
Bu şekilde yenilemeyiz.

Ama yüreğimizi öfkeye esir edersek,
Ateşiyle yakarsak insanlığımızı…
İşte o zaman kaybederiz.
O zaman yıkılırız.
O zaman bölünürüz.

Eğer gözümüz dönerse.
Cana kıymayı göze alırsak insanın ne yaptığına bakmadan,
Damarındaki kana, anasına, babasına göre yargılarsak,
Adalet değil de intikam ararsak.
Biz de cani olursak,
Aç bırakırsak,
Hor görürsek,
Herkesin insan olduğunu unutursak,
İşte ancak o gün yeniliriz.

Her şeye rağmen insan olabilirsek,
Öfkeye yenik düşmezsek,
Düşünürsek,
Merhamet duyabilirsek bir de,
Geriye sadece sabretmek kalır.

Haksızlık

Haksızlık aslında nerden baksan,
Nereye varacağını bile bilmeden,
Seçmek zorunda olmak yolları.

Nerden baksan haksızlık,
Kaynarken kanın damarlarında,
Bütün yanlışları yapmak için çıldırırken ruhun,
Her şeyi denemek isterken,
Karar vermek zorunda olmak,
Hem de doğru kararı,
Hem de bir doğru olup olmadığından emin bile olmadan,
Kanın da kaynarken damarlarında üstelik…

Haksızlık aslında,
Herşey çok kolayken,
Birden bütün dünyanı taşımak zorunda olmak,
Kendine karşı sorumlu olmak bile zorken,
Başkalarının isteklerini de taşımak omuzlarında.

Haksızlık aslında,
O kadar özgür olmak isteyip,
Uçmaya çalışmak,
Onca yük bağlıyken ayaklarına.

Haksızlık aslında genç olmak,
Ama genç gibi olamamak.
Haksızlık aslında yaşlanmak,
Ama çocuk olmaya çalışmak…

17.09.2011
Sinan Onur ALTINUÇ

Erdemler, Dinlemek ve Anlamak Üzerine…

Aslında başka bir yerde yazdığım bir şeydi. Ama söylemek istediğimi iyi ifade ettiğini düşündüm bir anda, paylaşmak istedim. Bir kaç ufak değişiklikle… Düz yazı yazmak çok sık yaptığım bir şey olmadığından sanatsal yanını pek umursamayıp doğrudan anlatmak istediğime giriyorum:

Bence bir insanın sahip olabileceği en önemli vasıflardan biri diğer insanları dinleyip onların görüşlerine değer verebilmektir. Lafın gelişine söylemiyorum bunu her kelimesini ima ederek söylüyorum.

Bir söz vardı:

“Bizi doğrulayanı dostça kabullenir,karşı çıkana da inatla direniriz, oysa sağduyu tam tersini gerektirir.”

Çoğu insan da kendisine yönelik eleştirileri bir şekilde haksız çıkartmaya çalışır. Başkalarının verebileceği tavsiyelere aslında ihtiyacı olmadığını düşünüerek gözardı eder. Ama aslında dinlemesini bilene çoğu insan çok iyi tavsiyeler verebilir. Bana göre bazı insanların en büyük başarısı insanları dinleyip anlayabilme kabiliyeri.

Büyük insanların konuşmalarından çokça etkileniriz. Aslında epey de iyi konuşurlar. Ama asıl büyük etken burada bizim onları dinlemeye ve anlamaya hazır ve istekli olmamızdır. Çünkü bize sıradan bir insan tarafından söylendiğinde dikkate almayacağımız şeyler söylerler genellikle.

Yani bence:
Oturup dinlersek her insanın güzel bir hikayesi vardır.
İstersek çoğunun verebilecek güzel tavsiyeleri vardır.
Gururumuzu yenip rica edersek çoğu insan yardım eder bize.
Kendi zekamıza daha az güvenmekle daha zeki oluruz aslında.
Sandığımızın aksine güvenirsek genelde insanlar bizi hayal kırıklığına uğratmaz.
Ancak anlamaya çalışırsak anlaşılabiliriz.
Genellikle saygıyı ve sevgiyi gösterdiğimiz kadar görürüz.

Yeni Hayat

Ucu kırılan kalemimi yeniden açıyorum artık,
Yeni hayatımı yazıyorum.
Koca günleri geçirmeye çalışıp ardarda,
Yıllardan kaçıyorum…
Ufak mutlulukları kovalıyorum artık.
Yarı zamanlı yaşıyorum.

Sinan Onur ALTINUÇ

Önerilen şarkı:

Uzun zamandır buraya bir şeyler koymadığımı farkettim. Aslında bunu yazalı bir süre oluyor ama buraya yeni koyuyorum. Yorumlarınız beni yüreklendirecektir yazmaya. :)

Çaresizlik

En kötüsü ne biliyor musun
Kendini bile anlayamamak…

Bağırmak istediğinde,
Tek bir kelime bile bulamamak haykıracak,

Ağlamak istediğinde,
Neye ağladığını bile bilmeden ağlamak.

Bütün öfken biriktiğinde parmak uçlarında,
Delicesine yumruklamak istemek duvarları sebepsiz yere…
Bir tek duvar bile bulamamak üstelik.
Gevşetmek parmaklarını çaresize…

Ve onca seçenek arasında,
Hiçbir şey bulamamak yapacak…

Onca insan arasında olmak,
Ve yalnız kalmak aslında…

Bir tuali baştan aşşağıya siyaha boyamak,
Kalın bir notayı dinlemek sürekli müzik diye…

Ayna diye bir resme bakmak,
Bilmeden senelerce…

Sinan Onur ALTINUÇ

Gökkuşağını Yakalamak

Gökkuşağı gibi mutluluk aynı,
Görmek istediğin bütün renkler,
Bir araya gelmiş gibi.
Bütün güzellikler bir arada sunulmuş sana.
Bir parça kırmızı heyecan,
Biraz mavi özgürlük,
Biraz yeşil huzur…

Gökkuşağını kovalamak,
Mutluluğu kovalamak gibi aynı.
Senin her adımında,
Bir adım daha uzaklaşır senden.
Ne kadar hızlı koşarsan ona doğru,
O kadar hızlı kaçar senden.
Üstelik de
Altında yatan bir kazan altın,
Umrunda bile değilken…

Asıl garip olan,
Heryerdedir aslında gökkuşağının renkleri.
Ama hepsini bir arada istersin sen.
Oysa ki sadece görebilirsin gökkuşağını,
Dokunamazsın…

30.06.2010
Sinan Onur ALTINUÇ

Okyanus Gibi Hayat

Okyanus gibi hayat,
Uçsuz, bucaksız.
En uzakları bile görebiliyorsun,
Havayı okuyorsun bulutlardan.
Zaten güzelce de bir teknen var,
Karada gibisin neredeyse…
Her taraf bildiğin su güya,
Hiçbir şey bildiğin gibi değil aslında…
Çok yanılıyorsun…

Öyle bir an geliyor ki,
Sana hayat veren su,
Canını almak için kovalıyor seni.
Gördüğün o ufuk,
Bir anda kayboluveriyor sislerin arasında,
Gökyüzünün mavisini,
Ucundan bile göremiyorsun kara bulutlardan.
Tekne dediğin o şey,
Yapraklardan farksız fırtınada.
Hiç sallanmadığı kadar sallanıyor hayatın.
Hiç korkmadığın kadar korkuyorsun.

Sonuna kadar geriliyor halatlar,
Duyabildiğin tek şey,
Rüzgarın sesinden başka,
Gıcırtısı ve çatırtısı direklerin.
Kendi sesin bile kaybolup gidiyor,
Sen bile duyamıyorsun kendini.
Tanıyamıyorsun bildiğin dünyayı.
Ya da bildiğini sandığın…

Olur da sağ kalırsan,
Korkuyla yaşıyorsun artık.
Her bulut felaket tellalı oluyor,
Her rüzgar ölüm fermanını okuyor sanki.

Ne ayrılabiliyorsun okyanustan,
Ne de cesaretin var yelken açmaya.
Ne bir evin var artık kalacak.
Ne de sağlam bir teknen kaldı devam edecek.

Belki de en korkuncu.
Günlük güneşlik ertesi sabah.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi,
Öyle güzel ki gökkuşağı…
Biliyorsun, fırtınalar vardır,
Ama inanamıyorsun…

16.04.2010
Sinan Onur ALTINUÇ

Alışmak

Önce alışmayı öğrendim,
Geçen seneler boyunca
Yediğim her yemeğe,
Yürüdüğüm her yola,
Hatta soluduğum havaya alıştım.
Öyle alıştım ki hatta,
Hiç farklı olmamıştı sanki,
Öncesinde bile hayatım.
Sanki yaşanabilecek,
Tek bir hayat vardı şu dünyada;
Benimkisiydi o da…

Seneler yine geçti.
Birdenbire farkına vardım.
Sanki en derin yerinde,
Uyandırılmışım gibi uzun bir uykunun.
Şaşırmayı öğrendim yeniden.
Zaten bildiğim her şeyi,
Yeniden, yeniden öğrendim.

Yeniden tattım herşeyi,
Yollardan yeniden yürüdüm,
Her zamankinden güzeldiler sanki.
Yeniden soludum aynı havayı,
Sanki farklı kokuyordu bu sefer.

Bir tek sebebi vardı aslında,
Tek bir yolu vardı bunları farketmenin.
Veda vakti yaklaşıyordu işte…

Odamı toplar gibi paketlere,
Bir anımı topladım her bir köşeden.
Veda eder gibi insanlara,
Tek tek hoşçakal dedim bütün ağaçlara içimden.
Sabaha karşı öten kuşların sesini,
Bir veda şarkısı gibi dinledim bu sefer.

İstesem de istemesem de,
Hazır sayılırım artık.
Alıştığım onca şeyi bırakmaya.
Alışkanlıkları rafa kaldırmaya anıların yanına…

Yeniden şaşırmaya yeni şeylere,
Ve yeniden alışmaya…

11.04.2010
Sinan Onur ALTINUÇ

Yolculuk

Keşke, yolculuk etmek kadar basit olsa hayat.

Ne kadar hızlı gittiğini sen bilirdin o zaman,
Manzara güzelse yavaşça giderdin.
Sıkıldıysan da basıverirdin gaza…
Bir anmış gibi gelmezdi sevinçler,
Ya da üzülmek zorunda kalmazdın geceler boyu.

Durup keyfini çıakrta bilirdin manzaranın.
Şöyle bir bakardın doya doya,
Azında kalan tatla yetinmek zorunda kalmazdın o zaman.
Ne zaman istersen,
O zaman devam ederdin yola…

Hiç dönmeyecek olsan bile belki,
Dönebileceğini bilerek yaşardın.
Üzülmeden kaçırdıklarına,
Bir özlem olmadan geçmişe,
Ve belki de pişman olmadan…

Yolculuk gibi olsaydı hayat,
Haritası olurdu bir de.
Yanlış yöne gitmezdin.
En yakın kavşantan dönerdin gitsen bile,
Kaybolmaktan korkmadan yaşardın o zaman…

Sinan Onur ALTINUÇ
07.12.2009

Yalan

O kadar kolay ki söylemek,
Hemen anlatıvereyim isterseniz.
Hayallerinizin peşinden koşun diyeyim.
Siz varsınız bir tek bu dünyada,
Kırın zincirlerinizi,
Yelken açın diyeyim yeni sulara.
Hep duymak istediklerinizi söyleyeyim.
Yapmak isteyip de,
Kalkışmayı bile beceremediğiniz,
Ama düşlediğiniz şeyleri anlatayım.

Bilseniz de gerçeği,
Ben size yalanlar söyleyeyim,
“Evet aslında.” deyin diz de,
“Çekip gideceksin buralardan.”,
“Ufak bir sahil kasabasına yerleşeceksin.”
Öyle bir kasaba olduğundan değil ya,
Laf olsun diye işte…

Ben anlatayım,
Siz dinleyin isterseniz.
Sizi bağlayan zincirlerden bahsetmeyeyim hiç.
Yelkenleri açınca öylece,
Birdenbire gidebilecekmiş gibi gibi yapalım.
Söylemek yasak olsa bile,Bilerek kalmaya mahkum olduğumuzu…

Şunu da bilin ama,

Laflan, şiirlen olmuyor bu işler.
Bilin ki gidebilecek olanlar,
Çekip gittiler bile…

Sinan Onur ALTINUÇ
01.09.2009 05:25