Huzur

Müzik önerisi: Blackmore’s Night – Now and then

Öyle aramakla bulunmazmış huzur.
Göl kenarındaki bir evde değilmiş illa.
Yada sallanan bir sandalyede,
Yıldızlar kadar uzakta hiç değilmiş…
İçinde bir yerlerde hep varmış ama,
Dertlenirmiş bazen,
Çatı arasında tozlanmış bir sandık gibi…
Yada keder bağlarmış
Yosun tutan taşlar gibi denizdeki…
Temizlenirmiş ama,
Belki bir sahil kenarında oturmak lazımmış,
Yada çıtırdayıp yanan bir odun ateşi,
Belki yağmuru izlemek odanın camından,
Belki de yıldızları seyretmek bulutsuz bir gecede…

Şöyle derin bir nefes almak lazım.
Gevşetmek lazım ellerini kanatan dizginleri,
Gözlerini kapatıp hafif bir müzikle,
Hayal görmek lazım biraz.

Sinan Onur ALTINUÇ

Kayıp

Önce kalemimi kaybediyorum.
Kaybettiğimi bile anlamayacak kadar,
Uzun süre aramıyorum

Ay ışığını kaybediyorum sonra.
Orada olduğunu bilip avunmak için bile,
Bakmaya yeltenmiyorum.

Heyecanımı kaybediyorum,
Korkunç bir soğuk kanlılıkla,
Şaşırmıyorum artık…

Coşkuyu kaybediyorum.
Sevinebiliyorum ama,
Mutlu olmadan…

Sesleri kaybediyorum.
Bir kitap sayfasında yazanlar gibi,
Duyuyorum ama notalar olmadan.

Renkleri kaybediyorum.
Elmanın rengi hala kırmızı ama,
Yaprağınkinden o kadar farklı değil artık.

Kafamı kaldırıp yukarı bakıyorum.
Ay gerçekten de yok bugün.
Gözlerimi kapatıyorum,
Bu kez görüyorum…
Bir ses duyuyorum,
Bir tane daha…
Müzik gibi, farklı birbirinden.
Gözlerimi açıyorum,
Karanlıkta pek belli değil ama,
Gökyüzü başka renkte topraktan.
Ve masanın üstünde bir kalem duruyor.
Kaybettiğim kalem hem de…

Sinan Onur ALTINUÇ
22.03.2009

Bilinmez

Son zamanlarda burası pek ıssız oldu. Teknik olarak sayfaya kaç kişi girdiğinden haberdar olabilsem de girenlerin okuyup okumadığını bilemiyorum. Eskiden gelen yorumlardan da hiç kalmadı. Ama birkaç sefer daha yorum almasam bile yazmak konusunda ısrarcıyım sanırım.

Her şiir için yeni müzik söyleyebilmek isterdim ama biraz klasik bir insan olduğum için elimdekilerden dönüp duruyorum. Bu seferki (yine) Beethoven dan moonlight sonata oldu. Ama bu sefer bir değişiklik yapayım. solar‘dan çaldığım bir taktikle:

Felsefe bayaca karıştı bu sefer işin içine.

Blinmez…

Bilmediğimiz yerlerden korkuyoruz en çok.
Göremediğimiz şeyler gizemli geliyor hepimize.
Tahmin bile edemeyince süpriz oluyor herşey.
Hayal bile edemediğimiz şeyi görünce şaşırıyoruz.
Bilmiyorken merak edebiliyoruz ancak.
Hiçbişeyden ilk seferki tadı alamıyoruz,
Bilinmezinde olduğu için belki aroması.
Daha mutluyuz çoğu zaman cahilken.

Garip olan…
Bunca duygu bilinmezden geliyorken.
Bilmediğimize bu kadar bağlıyken insan tarafımız.
Neden bilmiyorum ama,
Öğrenmeye çalışıyoruz sürekli.

Sinan Onur ALTINUÇ
17.01.2009, 06:45

Boşluk

Yazmaya çalışmak boşa hissetmiyorken,
Kalem elinde, kalakalıyorsun öyece.
Hüznün olsa, akacak gözyaşlarınla kağıdına,
Coşkun olsa, fışkırıverecek kaleminden.
Yok işte…
Olmayınca olmuyor…
Öylece bakıyorsun.
Bir şey yazıyomuş gibi sanki orada.
Bakıyorsun aynı kafanın içi gibi,
Boş olan satırlarına.
Aynısı var işte orada duygularının,
Aynı boşluk kağıdında…

Belki de, diyorsun o zaman,
Hiç bu kadar iyi anlatamamıştım kendimi,
Şimdiye kadar…

Sinan Onur ALTINUÇ
13.01.2009

Tam uygun mu bilemeyeceğim ama biterken “Selvi Boylum Al yazmalım” çalıyordu:
Youtube bağlantısı yardımcı olur belki ama videonun pek alakası yok müzik için… Müziğin alakası da tartışılabilir ama bir an uygun hisettim.

Sanki…

Bedeni dar geliyor bazen insana.
Sanki öyle bir ruh var ki içinde,
Bir çatlak arıyor sadece,
Bir çatlak bulsa dünyalara taşacak.

Öyle seviniyor ki bazen,
Derler ya “kalbim göğsüme sığmıyor”.
Öyle soluyor ki havayı,
Sanırsın fırtınalar kopartacak.

Öyle seviyor ki,
Sanki dünyayı değiştirip,
Daha güzel yapıyor sevgisi.
O hayat veriyor sanki ufak canlılara.

Bazen de öyle üzülüyor ki,
Sanki rengi soluyor her şeyin hüznünden.
Gece daha bir ıssız artık.
Ay daha bir hüzünlü bakıyor sırf o üzüldüğünden.

Öyle özgür hissediyor ki bazen,
Ayakları yetmiyor yürümek için.
Koşmak bile nafile.
Kanatları çıkacakmış gibi sanki sırtından…

Öyle güçlü ki bazen,
Sanki bir haykırışı depremler yaratacak.
Sanki koskoca dağlar,
Sırf o lutfettiğinden ayakta hala.

Anlaması zaman alıyor.
Ama sonunda acıyla kavrıyor.
Öyle çaresiz ki aslında…
Kendine karşı bile hem de…

Öyle aciz ki bazen,
Kendisinin bir haykırışıyla değil ama,
Tek bir sözüyle başkasının,
Dünyalar yerle bir oluyor…

Sinan Onur ALTINUÇ
08.12.2008

Hikaye

Hayat bazen,
Hiç bitmeyecekmiş gibi başlayıp,
Hiç başlamadan biten hikayelerdeki gibi.
Kavuşmak nedir bilemeden,
Ayrılığı öğrenmek gibi…
Hiç görmeden güneşi,
Atılmak gibi penceresiz bir hücreye,
Kaybetmek gibi,
Neyi kaybettiğini bile bilmeden kaybetmek…

Sinan Onur ALTINUÇ
30.11.2008

Şarkı önerisi: (benim için klasik olsa da) Opeth – To bid you farewell

Sanırım içim dışımdan daha melankolik olacak ki. Böyle bişeyler çıkıyor yazmaya kalkınca. Yakın zamanda neşeli bişeyler de denemek lazım. Yorum yazan arkadaşlara bir kez daha teşekkür ediyorum. Galiba birileri girip çıkıyor ama takip edilmeme motivasyonu insanı bazen yazmaktan alıkoyuyor insanı.

Aynı Son

Ve bir kez daha geldi sona…
Her seferinde farklıydı,
Ama hep aynı bitiyordu nedense.
Her seferinde bir boşluk bırakarak,
Her seferinde buruk bir umut…
Ne aydınlatacak kadar parlak etrafı,
Ne rahat verecek kadar sönük zavallı gözlerine.

Aynı sessizlikte;
Yine aynı şarkı vardı zihninde,
Ve aynı buruk melodi…
Bıkkınlık bile vermiyordu artık.

“Ne olacak” diye bile sormadı bu kez kendine.
Bu sefer farklı olacağıından değil,
Farkettiği için artık,
Yapacak başka şeyinin olmadığını…

Devam edecekti öylyse;
Tekrar aynı sonu aramaya,
Bildiği tek oyunu oynamaya…

Sinan Onur ALTINUÇ
06.11.2008

Aslında pek karamsar bi havada değilim ama yazmaya kalkınca bu çıktı Belki bi karakter tahlili bile olabilir…

Umarım beğenirsiniz. (umarım yorum yapan da çıkar =) )

Yine Gündoğumu…

Gün bir farklı doğuyor bu kez,
Doğudan belki yine,
Yine tam zamanında,
Bu kez farklı yine de…

Gecenin ağırlığı hala üzerinde,
Gece olanlar birşeyleri değiştirmiş bu kez.
Ve bu kez aydınlatmak için doğuyor.
Her zaman aydınlattığı yerleri değil,
Bu kez hep gizli kalmış,
Hep saklanmış yerleri aydınlatmak için…
Gerekirse yıkıp gölgeleyen duvarları,
Ateşiyle kavurmak için geliyor bu kez.

Merhametli değil bu sefer,
Bu sefer kucaklamıyor,
Umut vermek için gelmiyor.
Ama aydınlatmak için geliyor.
Adalet dağıtmak için bu kez…

Bu kez çok şey değişcek,
Çok yer yanacak alevler içinde.
Adil olacak yine de.
Aydınlık ve korkunç…
Yeni bir gün doğuyor yine…

01.07.2008

Boşa Geçen Zaman

Boş geçiyor bazen günler.
Her biri bir diğerine
Anlam yüklemeye çalışmakla geçiyor.
Oyalanarak geçiyor.
Asla kurtulamayacağımız “şimdi”nin
Geçmesini beklemekle geçiyor.
Hiç geçmeyeceğini bile bile hem de…
Belki de olmasını,
Aslında hiç istemeyerek…
Yelkovanın akrepi,
Kovalamasını seyrederek geçiyor.
Üstelik her seferinde,
Yeniden başlıyor aynı yarış,
Tik takları dinleyerek geçiyor…

Ufak bir derenin,
Okyanusa akması gibi…
Geçiyor geçmesine de,
Bir şey değiştirmiyor yine de…

06.05.2008 04:20

———————————————————-

Yapılması gereken bir sürü şey kenarda dursun bazen bişey yapamayacağı tutuyor insanın böyle oluyor… Şarkı olarak bu sefer Radiohead’den Street Spirit önere bilrim.

Pencereden Geceye Bakmak

( Yazarken Beethoven’dan Moonlight Sonata çalıyordu. Okurken de çalarsa belki güzel olur diye bu sefer başa koydum =) )

——————————————————
Pencereden Geceye Bakmak

Ne kadar olmuştu?
En son ne zaman,
Dışarı bakmıştım pencereden,
Hatırlamıyorum…
Öylesine bakmak değil ama.
Bir ses duydun diye bakmak değil.
Göz gezdirmek için değil.
Hava almak için de değil.
Gerçekten bakmak için dışarıya.
Görmek için.
Merak ettiğin için.
Öylece dışarıyı seyretmeyi sevdiğin için.

Neden unutmuştum peki?
Çok meşgul olduğumdan mı?
Yatmadan önce 5 dakikayı
Kendime ayıramadığımdan mı?
Oysa ki…
Hep beş dakika daha vardı hayatta.
Her şeyden kısılacak
Her şeye verilebilecek bir beş dakika…
Üşüdüğüm için mi yoksa pencereyi açınca.
Aylardır katlandığım soğuğa,
Bir nefeslik daha tahammülüm olmadığından mı yani?
Yoksa aynı manzarayı gördüğümden mi hep?
Aynı şekilde bakınca,
Aynı şeyleri göreceğimi bilmiyormuşum gibi…
Her bakışımda yeni bir şey gördüğümü,
Unutmuşum gibi….

Ama zor gerçekten,
Bir pencereyi ihmal ettiğini fark etmek.

Aslında kendini ihmal ettiğini fark etmek.
Oysaki hatırlayınca fark ediyor insan;
Hep beş dakikasının daha olduğunu,
Aslında o kadar üşümediğini dışarı bakarken,
Geç de olsa fark ediyor,
Manzaranın hep farklı olduğunu,
Ne zamandır fark etmediği ay,
En parlak dolunayla selamladığında kendisini.
Ağaçların çiçek açtığını,
Gecelerin artık o kadar ıssız olmadığını,
Her mevsimde farklı bir hikaye olduğunu fark ediyor.

Yeniden merak ediyor;
Yarının nasıl bir gün olacağını,
Ertesi gün manzaranın nasıl olacağını,
Ayın görünüp görünmeyeceğini…
Yeniden fark ediyor yaşadığını,
Yeniden ilham buluyor,
Ve kaldığı yerden,
Hayat yenide başlıyor….

20.05.2008 05:20
(Saatin ne kadar geç olduğunu da fark ediyor.)

——————————————————–

Bilmiyorum bu aralar kimler takip ediyor ama beğenip beğenmediğini belirten arkadaşlara minnettar olucam. Birilerinin buralarda dolaştığını bilmek güzel oluyor =)