Zaman Tüneli

Uzuuun koşturmacaların ardından insan mola verme ihtiyacı hissediyor. Aslında o kadar alışmış oluyoruz ki o uzun koşturmacalara molalar ilk başta çok tatlı gelse bile, boşluk bazen bünyeyi rahatsız ediyor. Boş kalınca da insanoğlunun standart olarak yaptığı birkaç şey var sanırım: Düşünmek, hayal etmek, hatırlamak…

İşte benim de hatırladığım zamanlardan birine denk geldi. Kafayı kaldırıp da geçtiğim yollara şöyle bir bakabildim. Bir kez bakıldı mı zaten arkası pek zor gelmiyor. Olaylar anılar görüntüler filmlerdeki flashbackler gibi geliyor. İster istemez geçmişe bir özlem doğuyor insanın içinde hatta bazen öyle abartılı oluyor ki kendinden daha eski şeylere bile özlem duyuyor insan. Geçmişe dönme şansı olsa döner miydi peki insanlar? İşte o sorunun cevabı sanırım kişiden kişiye epey değişir. Bence anılarını kaybetme pahasına dönmemeli insan ve aslında gelecekte geriye baktığında özlem duyacağı bir anı yaşıyor şu anda.

Zaman tüneline girmesi eğlenceli oluyor. Fotograflara falan bakıp düşünmesi… Hem teknoloji de biraz gelişti belki şu video da birilerinin zaman tüneline girmesine yardım eder:

Aranızda Geleceğe Dönüşü sevmeyen var mı?

Garip Günler

Garip günlerdeyiz sanki. Siz de öyle hissediyor musunuz?

Bu sene Halinden memnun olup mutlu mesut yaşayan insanları pek sık göremesem de bu aralar kendimi daha bi boşlukta gibi hissediyorum. Tatil artık bitti. Her zamanki gibi planlanmış şeylerin ertelendiği yapılmadığı bir tatil. Artık alıştığım için suçluluk da duymuyorum. Daha planlarken bile yapamayacağımı biliyordum bazı şeyleri. Kimbilir belki de öyle düşündüğüm için öyle oldu ama … Neyse işte geçmişte kaldı hepsi. En azından arkadaşları görmüş olmanın memnuniyeti var o bile yeter.

Şimdi Ankara’dayım. Gelir gelmez tabiki sorumluluklar ve sorunlar baş gösterdi “tatil bitti artık” dercesine. Yurt parası yatırılmadı diye ders kaydı yapamama para yatırmak için kuyrukta bekleme sonra öğrenci işleri yurt arasında mekik dokuma. ders kodlarını öğrenme onaylatma vesaire vesaire… Yolculuk üstüne çekilen uykusuzluk da cabası. Eh aslıda herkesin cebelleştiği meseleler. Kendimi bunlar yüzünden şanssız sayarsam epey kişiye haksızlık etmiş olurum.

Asıl mesele de sizce de aslında olmayan şeylerin sorumlulğu değil mi? Bir durun düşünün yapmadığı birşeyin sorumlulğunu taşıyan onun cezasını çeken bir insan ne kadar rahat hissedebilir ki kendini. Bazen dikkat edemeyecek kadar uzakta olsalar da hep varlar galiba. Hem de alıştığınızı sandığınız anda patlak veriyorlar. Bazen de bunalım oluyor işte bunun adı.

Nedir reçetemiz. Sessizlik düşünmek, müzik… Az daha unutuyordum. En önzemlisi de beklemek.

Zaman herşeyin ilacıymış. Eh, bakalım…

Veda Vakti

En sonunda bi yaz daha bitti ha…
Herkesinki başlamış sanırım yine sona kaldık, pek şikayetçi olduğum da söylenemez hani.

Şimdiye kadar zaman saymakla hiç gideceğimi anlayamadım gideceğimi. Anlamaktan kasıt; hani birdenbire “dınk” eder ya kafaya. Farkedersin; günlerim farklı geçecek farklı insanlar göreceğim, standartlar değişecek. Hayat değişecek yani. İşte öyle takvime bakmayla anlayamadım ben hiç. Ya arabaya binince aklım başıma gelir; “Gidiyoruz işte yine” derim, bi de eşyaları toplarken… O bu neyse de bilgisayarı toplamak biraz koyuyor bana. Çok kullandığımız şeyleri kişiselleştirme özelliğimizle ilgili birşey sanırım (Tamam biraz da üşengeçlik var kabul etmeli).[Hayır burda mantık hatası yok, Kardeşimin bilgisayarını geçici olarak ele geçirdim]

Bakılmak üzere kenara ayılmış fakat bakılmamış kitaplar bir kez daha bakılmamak için paketlerdeki yerini aldı. Tabii aklımdan da birkez daha geçti yaparım dediklerim. Bilmiyor değildim aslında ya, yine de yaparım demesi zevkli oluyor. Bi daha olsa bi daha yaparım yani :) Kitaplar kıyafetler bilgisayar derken paketlenen eşyaların yerine bir hüzün çöküyor. Belki de birşeylerin değişmeye başladığını farkettiğimiz yer olduğu için toparlanırken anlıyoruz.

Garip aslında. Tuhaf bi denge var. Her ayrılık ayrılık olduğu kadar da kavuşma. O yüzden bu melankolik hava varıncaya kadar devam ediyor. Doğası gereği herşeye hemen alışan insanoğlu buna da alışıyor. İşte bu yüzden iki taraf da insanın evi oluyor.

Yetti boş boş oturduğumuz. Bir haftaya kadar başlıyor.Çoğunlukla nası başladığını bile anlamıyoruz ya… Belki yaparım dediğim şeyleri yapmaya başlarım.

Boş zamanlar…

Aslında dünyada yapılabilecek o kadar iş varken yine de insanoğlu oturup sıkılabiliyor. Bütün insanoğlunungenden gene nesilden nesile aktarılan genetik/kronik hastalığı bu galiba. BEnde de son zamanlarda belirtileri epey görülmeye başladı. Yaz için yaparım dediğim şeylerin listesini kafamdan geçiriyorum ve hepsini sonra yapmak için erteliyorum. Yani hem birşey yapmamaktan canım sıkılıyor hem de canım patmak istemiyor. Sanırım çevremlerdeki insanların bir kısmı da aynı dertten müzdarip.

Varsa bir önerisi bir dedavi önerisi bekliyorum.

B arada başka bir noktaya da parmak basmak istiyorum. Bunları okuduğunuza göre giriyosunuz buraya sağolun varolun. Ama kim giriyor ne kadar giriliyor bilmiyorum ki. Bir blogcunun en çok istediği şey yorum yazılmasıdır. Noolur yorum yazın :)

Sağlıcakla kalın…