Hikaye

Hayat bazen,
Hiç bitmeyecekmiş gibi başlayıp,
Hiç başlamadan biten hikayelerdeki gibi.
Kavuşmak nedir bilemeden,
Ayrılığı öğrenmek gibi…
Hiç görmeden güneşi,
Atılmak gibi penceresiz bir hücreye,
Kaybetmek gibi,
Neyi kaybettiğini bile bilmeden kaybetmek…

Sinan Onur ALTINUÇ
30.11.2008

Şarkı önerisi: (benim için klasik olsa da) Opeth – To bid you farewell

Sanırım içim dışımdan daha melankolik olacak ki. Böyle bişeyler çıkıyor yazmaya kalkınca. Yakın zamanda neşeli bişeyler de denemek lazım. Yorum yazan arkadaşlara bir kez daha teşekkür ediyorum. Galiba birileri girip çıkıyor ama takip edilmeme motivasyonu insanı bazen yazmaktan alıkoyuyor insanı.

Aynı Son

Ve bir kez daha geldi sona…
Her seferinde farklıydı,
Ama hep aynı bitiyordu nedense.
Her seferinde bir boşluk bırakarak,
Her seferinde buruk bir umut…
Ne aydınlatacak kadar parlak etrafı,
Ne rahat verecek kadar sönük zavallı gözlerine.

Aynı sessizlikte;
Yine aynı şarkı vardı zihninde,
Ve aynı buruk melodi…
Bıkkınlık bile vermiyordu artık.

“Ne olacak” diye bile sormadı bu kez kendine.
Bu sefer farklı olacağıından değil,
Farkettiği için artık,
Yapacak başka şeyinin olmadığını…

Devam edecekti öylyse;
Tekrar aynı sonu aramaya,
Bildiği tek oyunu oynamaya…

Sinan Onur ALTINUÇ
06.11.2008

Aslında pek karamsar bi havada değilim ama yazmaya kalkınca bu çıktı Belki bi karakter tahlili bile olabilir…

Umarım beğenirsiniz. (umarım yorum yapan da çıkar =) )

Yine Gündoğumu…

Gün bir farklı doğuyor bu kez,
Doğudan belki yine,
Yine tam zamanında,
Bu kez farklı yine de…

Gecenin ağırlığı hala üzerinde,
Gece olanlar birşeyleri değiştirmiş bu kez.
Ve bu kez aydınlatmak için doğuyor.
Her zaman aydınlattığı yerleri değil,
Bu kez hep gizli kalmış,
Hep saklanmış yerleri aydınlatmak için…
Gerekirse yıkıp gölgeleyen duvarları,
Ateşiyle kavurmak için geliyor bu kez.

Merhametli değil bu sefer,
Bu sefer kucaklamıyor,
Umut vermek için gelmiyor.
Ama aydınlatmak için geliyor.
Adalet dağıtmak için bu kez…

Bu kez çok şey değişcek,
Çok yer yanacak alevler içinde.
Adil olacak yine de.
Aydınlık ve korkunç…
Yeni bir gün doğuyor yine…

01.07.2008

Boşa Geçen Zaman

Boş geçiyor bazen günler.
Her biri bir diğerine
Anlam yüklemeye çalışmakla geçiyor.
Oyalanarak geçiyor.
Asla kurtulamayacağımız “şimdi”nin
Geçmesini beklemekle geçiyor.
Hiç geçmeyeceğini bile bile hem de…
Belki de olmasını,
Aslında hiç istemeyerek…
Yelkovanın akrepi,
Kovalamasını seyrederek geçiyor.
Üstelik her seferinde,
Yeniden başlıyor aynı yarış,
Tik takları dinleyerek geçiyor…

Ufak bir derenin,
Okyanusa akması gibi…
Geçiyor geçmesine de,
Bir şey değiştirmiyor yine de…

06.05.2008 04:20

———————————————————-

Yapılması gereken bir sürü şey kenarda dursun bazen bişey yapamayacağı tutuyor insanın böyle oluyor… Şarkı olarak bu sefer Radiohead’den Street Spirit önere bilrim.

Pencereden Geceye Bakmak

( Yazarken Beethoven’dan Moonlight Sonata çalıyordu. Okurken de çalarsa belki güzel olur diye bu sefer başa koydum =) )

——————————————————
Pencereden Geceye Bakmak

Ne kadar olmuştu?
En son ne zaman,
Dışarı bakmıştım pencereden,
Hatırlamıyorum…
Öylesine bakmak değil ama.
Bir ses duydun diye bakmak değil.
Göz gezdirmek için değil.
Hava almak için de değil.
Gerçekten bakmak için dışarıya.
Görmek için.
Merak ettiğin için.
Öylece dışarıyı seyretmeyi sevdiğin için.

Neden unutmuştum peki?
Çok meşgul olduğumdan mı?
Yatmadan önce 5 dakikayı
Kendime ayıramadığımdan mı?
Oysa ki…
Hep beş dakika daha vardı hayatta.
Her şeyden kısılacak
Her şeye verilebilecek bir beş dakika…
Üşüdüğüm için mi yoksa pencereyi açınca.
Aylardır katlandığım soğuğa,
Bir nefeslik daha tahammülüm olmadığından mı yani?
Yoksa aynı manzarayı gördüğümden mi hep?
Aynı şekilde bakınca,
Aynı şeyleri göreceğimi bilmiyormuşum gibi…
Her bakışımda yeni bir şey gördüğümü,
Unutmuşum gibi….

Ama zor gerçekten,
Bir pencereyi ihmal ettiğini fark etmek.

Aslında kendini ihmal ettiğini fark etmek.
Oysaki hatırlayınca fark ediyor insan;
Hep beş dakikasının daha olduğunu,
Aslında o kadar üşümediğini dışarı bakarken,
Geç de olsa fark ediyor,
Manzaranın hep farklı olduğunu,
Ne zamandır fark etmediği ay,
En parlak dolunayla selamladığında kendisini.
Ağaçların çiçek açtığını,
Gecelerin artık o kadar ıssız olmadığını,
Her mevsimde farklı bir hikaye olduğunu fark ediyor.

Yeniden merak ediyor;
Yarının nasıl bir gün olacağını,
Ertesi gün manzaranın nasıl olacağını,
Ayın görünüp görünmeyeceğini…
Yeniden fark ediyor yaşadığını,
Yeniden ilham buluyor,
Ve kaldığı yerden,
Hayat yenide başlıyor….

20.05.2008 05:20
(Saatin ne kadar geç olduğunu da fark ediyor.)

——————————————————–

Bilmiyorum bu aralar kimler takip ediyor ama beğenip beğenmediğini belirten arkadaşlara minnettar olucam. Birilerinin buralarda dolaştığını bilmek güzel oluyor =)

Bir Damla Fırtına

Önce bir damla düşer,
Deniz dalgalanır bir an için.
Anında söner ufak dalgalar.
Kimse bilmez önce,
Kimse fark etmez…
Fırtınanın habercisidir gelen.

Bir yıldırım yarınca gökyüzünü,
Bu kez göğe bakar insanlar,
Korkuyla hayranlıkla…
Bir damla daha düşer sonra,
Ve sonra bir damla daha…

Ve elbet fırtına diner.
O düşen ilk damla,
Herhangi bir damla gibi,
Hiç bilinmeden unutulur gider.

23.03 2008 01:30

Cesaret

Her gün geçtiğin sokaktan,
Karanlıkken geçmek değildir cesur olmak.
Görmediğin ufkun ötesine gidebilmektir.
Karşına ne çıkacağını bilmeden gidebilmek…
Ne gelirse baştan kabul ederek yüzleşmeyi
O her gün baktığın dağın ardına yürümek,
Seyrettiğin deniz manzarasına yelken açmak…

Yağmurda ıslanmayı göze almak değildir.
Fırtınaya karşı koyabilmektir.
Hatta inip taa kalbine;
Ordan yıldırımları sökebilmektir.

Parmadğını mum alevinden geçirmek de değildir.
Gerektiğinde atlayabilmektir alevlere.
Alevler püskürtebilmek de değil,
Gerektiğinde çalıp alevleri
İnsanoğluna armağan edebilmektir.

Sevdiğini söyleyebilmek değildir cesaret.
Herşeye rağmen sevebilmektir bazen;
Bazen de dağları delmek, çölleri aşmak….

Kormamak da değildir cesaret.
Korkuna bile hükmedebilemektir.
Göze almaktır önce,
Yapmaktır,
Sonra da katlanmak…

Hangimiz cesuruz ki o zaman?
Korktuğumuzu söyleyece cesaret bile yok bizde…

Sinan Onur ALTINUÇ


10.02.2008 23:10

Percere

Pencereden göründüğü gibi değil dünya.
O kadar sessiz değil aslında geceler.
Dışarıda kalmakla,
Dışarıyı seyretmek aynı değil…
Çok daha soğuk aslında dışarısı sandığından.
Yalnızken bazen duyarsın belki ama,
Çok daha kuvvetli rüzgarın uğultusu duyduğundan.
İçeriden izleyerek bilemezsin…
Çok daha zevkli dışarıda yürümesi.
Her gün gördüğün o ağaç,
Aslında daha güzel gördüğünden.
Ve sandığından daha çok ağaç var aslında…
Daha gerçek hayvanların haykırışı
Başka bir sürü yer var oradan görünmeyen…

Pencereden dışarı sarkınca,
Daha çok üşürsün belki ama;
Anlayamazsın hiçbir zaman,
Dışarı çıkmadıktan sonra…

Ağlamak

Ağlar insanoğlu…

Bazen hüzün kaplar yüreğini.
Lanet okurken belki geçmişe, geleceğe
Her soluk alış verişinde,
Bir yaranın acısını çekerken…
Acısını akıtır,
Zehri akıtır gibi…
Üzüntüden ağlar….

Konuşamaz bazen,
Tutulan dili yerine,
Gözleri koyuverir haykırışını.
Heyecandan ağlar….

Çıkmaz olur düşünceleri bazen.
Binbir gece bıraksan,
Binbir gece yürüyüp…
Hiçbir yere varamaz yine de.
Bir damla gözyaşı çıkar o çıkmazdan.
Çaresizlikten ağlar….

Bir sevinç vardır bazen içinde.
Belki alışık olmadığından…
Ne yapacağını bilemez bedeni
Bildiğini yapar yine;
Mutluluktan ağlar bu sefer…

Hiçbirşey yoktur bazen de.
Üzülecek,sevinecek, kafa yoracak…
Uzun zamandır da ağlamamıştır hatta.
Durup bakarken dışarı,
Koyuverir birkaç damla;
Öylesine ağlar…

Ağlar insanoğlu
Sadece bazen;
Islak değildir gözyaşları…

31.10.2007

Çalan şarkı: Opeth – To bid you farewell

Fırtınalı şafak

Her zaman öyle sakin olmaz gün doğumu,
Her zaman tatlı bir kızıla boyanmaz gökyüzü.

Islak olmalıdır bazen…
Sağnak yağar bardaktan boşalırcasına.
Ve tatlı sesi yerine kuşların,
Öfke dolu kükremesi duyulur bazen bulutların.

Ağırdan aydınlanmaz hava hep,
Gelmeyi bekleyen puslu aydınlıktan önce,
Yıldırımların ışığıyla kaybolur gölgeler.

Güneşten önce,
Bulutların gösterisidir bu…
Uykuları bölecek kadar korkunç,
Ve korkunç olduğu kadar güzel…

2007 yazı.
Fırtınalı bir günde sabaha karşı…