Kayıp

Önce kalemimi kaybediyorum.
Kaybettiğimi bile anlamayacak kadar,
Uzun süre aramıyorum

Ay ışığını kaybediyorum sonra.
Orada olduğunu bilip avunmak için bile,
Bakmaya yeltenmiyorum.

Heyecanımı kaybediyorum,
Korkunç bir soğuk kanlılıkla,
Şaşırmıyorum artık…

Coşkuyu kaybediyorum.
Sevinebiliyorum ama,
Mutlu olmadan…

Sesleri kaybediyorum.
Bir kitap sayfasında yazanlar gibi,
Duyuyorum ama notalar olmadan.

Renkleri kaybediyorum.
Elmanın rengi hala kırmızı ama,
Yaprağınkinden o kadar farklı değil artık.

Kafamı kaldırıp yukarı bakıyorum.
Ay gerçekten de yok bugün.
Gözlerimi kapatıyorum,
Bu kez görüyorum…
Bir ses duyuyorum,
Bir tane daha…
Müzik gibi, farklı birbirinden.
Gözlerimi açıyorum,
Karanlıkta pek belli değil ama,
Gökyüzü başka renkte topraktan.
Ve masanın üstünde bir kalem duruyor.
Kaybettiğim kalem hem de…

Sinan Onur ALTINUÇ
22.03.2009

Aç kal, Budala kal

Bazen hayatımızda ne yaptığımızı sorguladığımız noktalara giriyoruz. Şartlar yüzünden sürekli şikayet ediyoruz. Gelcek kaygısından, bulunduğumuz ortamın bize yapmak istediğimiz şeyi yapmamıza izin vermediğinden yakınıyoruz. İnsanların ne kadar acımasız, ne kadar vefasız olduğundan yakınıyoruz.

Kişisel gelişim kitaplarındaki klişeler gibi olacak ama kusura bakmayın:

Oysa fark edemediğimiz bir nokta var.
-Aslında yapmak istediğimizi yapmamıza izin vermeyen sadece kendimiziz. Ve istediğimiz şeyi yapmaya cesaretimiz olmadığından, elimizdeki şeyleri kaybetmeye korktğumuzdan suçu da dünyaya atmaktan hiç de çekinmiyoruz.
-Aslında acımasız olan kendimiziz vefasız olan da… Hem de İlk önce kendimize karşı… Gerçekten sevmediğniiz bir şey yaparak gerçekten başarılı olmayı nasıl bekleyebiliriz? Ya da gerçekten mutlu olmayı…

İşte bazen bunun gibi sorularla meşgul ederiz beynimizi. Aslında cevapları her yerdedir. Yani ne bileyim, sokakta kime sorsanız zaten size hayallerinin peşinden koşmanızı söylemez mi? Eğer koşmuşsa bunu bir başarı hikayesi olarak dinleriz. Eğer koşmamışsa kendi durumundan şikayet eden birisinin konuşmasını… Ama ana fikir sanırım aynı. Binlerce kişisel gelişim kitabında yazan şeyin özeti…

Ama öyle görünüyor ki bizim dinlememiz için bir sebep olması lazım. Ve de öyle alelade değil de güzelce anlatılması lazım. Beynimize kazınması lazım yani…

İşte bu yüzden ben böyle söylesem de yine de beni dinlemeyeceksiniz. Buraya kadar geldiyseniz mutlaka okumuşsunuzdur fakat birkaç dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi devam edeceksiniz.

Belki benden daha büyük birileri daha güzelce anlatırsa daha etkili olur.


Steve Jobs – Aç Kal Budala Kal (Alt Yazili)
Yükleyen morketing

Dilerim hepimiz hayatın sunduklarına karşı hep aç kalabiliriz.
Hepimiz karşımıza çıkanları yılların verdiği bıkkınlıkla değil, bir budalanın şaşkınlığı ve heyecanıyla karşılayabiliriz ve heyecanımızı kaybetmeyiz.

Dilerim ben de kendi anlattıklarımı yakın zamanda unutmam. Ve dilerim ki ilerde böyle şeyleri anlatabiliyor olurum ve insanlar da beni dinler.

Zaman Tüneli

Uzuuun koşturmacaların ardından insan mola verme ihtiyacı hissediyor. Aslında o kadar alışmış oluyoruz ki o uzun koşturmacalara molalar ilk başta çok tatlı gelse bile, boşluk bazen bünyeyi rahatsız ediyor. Boş kalınca da insanoğlunun standart olarak yaptığı birkaç şey var sanırım: Düşünmek, hayal etmek, hatırlamak…

İşte benim de hatırladığım zamanlardan birine denk geldi. Kafayı kaldırıp da geçtiğim yollara şöyle bir bakabildim. Bir kez bakıldı mı zaten arkası pek zor gelmiyor. Olaylar anılar görüntüler filmlerdeki flashbackler gibi geliyor. İster istemez geçmişe bir özlem doğuyor insanın içinde hatta bazen öyle abartılı oluyor ki kendinden daha eski şeylere bile özlem duyuyor insan. Geçmişe dönme şansı olsa döner miydi peki insanlar? İşte o sorunun cevabı sanırım kişiden kişiye epey değişir. Bence anılarını kaybetme pahasına dönmemeli insan ve aslında gelecekte geriye baktığında özlem duyacağı bir anı yaşıyor şu anda.

Zaman tüneline girmesi eğlenceli oluyor. Fotograflara falan bakıp düşünmesi… Hem teknoloji de biraz gelişti belki şu video da birilerinin zaman tüneline girmesine yardım eder:

Aranızda Geleceğe Dönüşü sevmeyen var mı?

Garip Günler

Garip günlerdeyiz sanki. Siz de öyle hissediyor musunuz?

Bu sene Halinden memnun olup mutlu mesut yaşayan insanları pek sık göremesem de bu aralar kendimi daha bi boşlukta gibi hissediyorum. Tatil artık bitti. Her zamanki gibi planlanmış şeylerin ertelendiği yapılmadığı bir tatil. Artık alıştığım için suçluluk da duymuyorum. Daha planlarken bile yapamayacağımı biliyordum bazı şeyleri. Kimbilir belki de öyle düşündüğüm için öyle oldu ama … Neyse işte geçmişte kaldı hepsi. En azından arkadaşları görmüş olmanın memnuniyeti var o bile yeter.

Şimdi Ankara’dayım. Gelir gelmez tabiki sorumluluklar ve sorunlar baş gösterdi “tatil bitti artık” dercesine. Yurt parası yatırılmadı diye ders kaydı yapamama para yatırmak için kuyrukta bekleme sonra öğrenci işleri yurt arasında mekik dokuma. ders kodlarını öğrenme onaylatma vesaire vesaire… Yolculuk üstüne çekilen uykusuzluk da cabası. Eh aslıda herkesin cebelleştiği meseleler. Kendimi bunlar yüzünden şanssız sayarsam epey kişiye haksızlık etmiş olurum.

Asıl mesele de sizce de aslında olmayan şeylerin sorumlulğu değil mi? Bir durun düşünün yapmadığı birşeyin sorumlulğunu taşıyan onun cezasını çeken bir insan ne kadar rahat hissedebilir ki kendini. Bazen dikkat edemeyecek kadar uzakta olsalar da hep varlar galiba. Hem de alıştığınızı sandığınız anda patlak veriyorlar. Bazen de bunalım oluyor işte bunun adı.

Nedir reçetemiz. Sessizlik düşünmek, müzik… Az daha unutuyordum. En önzemlisi de beklemek.

Zaman herşeyin ilacıymış. Eh, bakalım…

Veda Vakti

En sonunda bi yaz daha bitti ha…
Herkesinki başlamış sanırım yine sona kaldık, pek şikayetçi olduğum da söylenemez hani.

Şimdiye kadar zaman saymakla hiç gideceğimi anlayamadım gideceğimi. Anlamaktan kasıt; hani birdenbire “dınk” eder ya kafaya. Farkedersin; günlerim farklı geçecek farklı insanlar göreceğim, standartlar değişecek. Hayat değişecek yani. İşte öyle takvime bakmayla anlayamadım ben hiç. Ya arabaya binince aklım başıma gelir; “Gidiyoruz işte yine” derim, bi de eşyaları toplarken… O bu neyse de bilgisayarı toplamak biraz koyuyor bana. Çok kullandığımız şeyleri kişiselleştirme özelliğimizle ilgili birşey sanırım (Tamam biraz da üşengeçlik var kabul etmeli).[Hayır burda mantık hatası yok, Kardeşimin bilgisayarını geçici olarak ele geçirdim]

Bakılmak üzere kenara ayılmış fakat bakılmamış kitaplar bir kez daha bakılmamak için paketlerdeki yerini aldı. Tabii aklımdan da birkez daha geçti yaparım dediklerim. Bilmiyor değildim aslında ya, yine de yaparım demesi zevkli oluyor. Bi daha olsa bi daha yaparım yani 🙂 Kitaplar kıyafetler bilgisayar derken paketlenen eşyaların yerine bir hüzün çöküyor. Belki de birşeylerin değişmeye başladığını farkettiğimiz yer olduğu için toparlanırken anlıyoruz.

Garip aslında. Tuhaf bi denge var. Her ayrılık ayrılık olduğu kadar da kavuşma. O yüzden bu melankolik hava varıncaya kadar devam ediyor. Doğası gereği herşeye hemen alışan insanoğlu buna da alışıyor. İşte bu yüzden iki taraf da insanın evi oluyor.

Yetti boş boş oturduğumuz. Bir haftaya kadar başlıyor.Çoğunlukla nası başladığını bile anlamıyoruz ya… Belki yaparım dediğim şeyleri yapmaya başlarım.

Boş zamanlar…

Aslında dünyada yapılabilecek o kadar iş varken yine de insanoğlu oturup sıkılabiliyor. Bütün insanoğlunungenden gene nesilden nesile aktarılan genetik/kronik hastalığı bu galiba. BEnde de son zamanlarda belirtileri epey görülmeye başladı. Yaz için yaparım dediğim şeylerin listesini kafamdan geçiriyorum ve hepsini sonra yapmak için erteliyorum. Yani hem birşey yapmamaktan canım sıkılıyor hem de canım patmak istemiyor. Sanırım çevremlerdeki insanların bir kısmı da aynı dertten müzdarip.

Varsa bir önerisi bir dedavi önerisi bekliyorum.

B arada başka bir noktaya da parmak basmak istiyorum. Bunları okuduğunuza göre giriyosunuz buraya sağolun varolun. Ama kim giriyor ne kadar giriliyor bilmiyorum ki. Bir blogcunun en çok istediği şey yorum yazılmasıdır. Noolur yorum yazın 🙂

Sağlıcakla kalın…

Merhaba Dünya

Selamlar… Blog (neki bunun Türkçe’si günlük mü?) sitesiyle karşınızdayım. Ne bulursam ekleyeceğim artık 🙂 Tabii yanında eklemeye vakit de bulursam… Haydi hayırlısı…