Gökkuşağını Yakalamak

Gökkuşağı gibi mutluluk aynı,
Görmek istediğin bütün renkler,
Bir araya gelmiş gibi.
Bütün güzellikler bir arada sunulmuş sana.
Bir parça kırmızı heyecan,
Biraz mavi özgürlük,
Biraz yeşil huzur…

Gökkuşağını kovalamak,
Mutluluğu kovalamak gibi aynı.
Senin her adımında,
Bir adım daha uzaklaşır senden.
Ne kadar hızlı koşarsan ona doğru,
O kadar hızlı kaçar senden.
Üstelik de
Altında yatan bir kazan altın,
Umrunda bile değilken…

Asıl garip olan,
Heryerdedir aslında gökkuşağının renkleri.
Ama hepsini bir arada istersin sen.
Oysa ki sadece görebilirsin gökkuşağını,
Dokunamazsın…

30.06.2010
Sinan Onur ALTINUÇ

Okyanus Gibi Hayat

Okyanus gibi hayat,
Uçsuz, bucaksız.
En uzakları bile görebiliyorsun,
Havayı okuyorsun bulutlardan.
Zaten güzelce de bir teknen var,
Karada gibisin neredeyse…
Her taraf bildiğin su güya,
Hiçbir şey bildiğin gibi değil aslında…
Çok yanılıyorsun…

Öyle bir an geliyor ki,
Sana hayat veren su,
Canını almak için kovalıyor seni.
Gördüğün o ufuk,
Bir anda kayboluveriyor sislerin arasında,
Gökyüzünün mavisini,
Ucundan bile göremiyorsun kara bulutlardan.
Tekne dediğin o şey,
Yapraklardan farksız fırtınada.
Hiç sallanmadığı kadar sallanıyor hayatın.
Hiç korkmadığın kadar korkuyorsun.

Sonuna kadar geriliyor halatlar,
Duyabildiğin tek şey,
Rüzgarın sesinden başka,
Gıcırtısı ve çatırtısı direklerin.
Kendi sesin bile kaybolup gidiyor,
Sen bile duyamıyorsun kendini.
Tanıyamıyorsun bildiğin dünyayı.
Ya da bildiğini sandığın…

Olur da sağ kalırsan,
Korkuyla yaşıyorsun artık.
Her bulut felaket tellalı oluyor,
Her rüzgar ölüm fermanını okuyor sanki.

Ne ayrılabiliyorsun okyanustan,
Ne de cesaretin var yelken açmaya.
Ne bir evin var artık kalacak.
Ne de sağlam bir teknen kaldı devam edecek.

Belki de en korkuncu.
Günlük güneşlik ertesi sabah.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi,
Öyle güzel ki gökkuşağı…
Biliyorsun, fırtınalar vardır,
Ama inanamıyorsun…

16.04.2010
Sinan Onur ALTINUÇ

Alışmak

Önce alışmayı öğrendim,
Geçen seneler boyunca
Yediğim her yemeğe,
Yürüdüğüm her yola,
Hatta soluduğum havaya alıştım.
Öyle alıştım ki hatta,
Hiç farklı olmamıştı sanki,
Öncesinde bile hayatım.
Sanki yaşanabilecek,
Tek bir hayat vardı şu dünyada;
Benimkisiydi o da…

Seneler yine geçti.
Birdenbire farkına vardım.
Sanki en derin yerinde,
Uyandırılmışım gibi uzun bir uykunun.
Şaşırmayı öğrendim yeniden.
Zaten bildiğim her şeyi,
Yeniden, yeniden öğrendim.

Yeniden tattım herşeyi,
Yollardan yeniden yürüdüm,
Her zamankinden güzeldiler sanki.
Yeniden soludum aynı havayı,
Sanki farklı kokuyordu bu sefer.

Bir tek sebebi vardı aslında,
Tek bir yolu vardı bunları farketmenin.
Veda vakti yaklaşıyordu işte…

Odamı toplar gibi paketlere,
Bir anımı topladım her bir köşeden.
Veda eder gibi insanlara,
Tek tek hoşçakal dedim bütün ağaçlara içimden.
Sabaha karşı öten kuşların sesini,
Bir veda şarkısı gibi dinledim bu sefer.

İstesem de istemesem de,
Hazır sayılırım artık.
Alıştığım onca şeyi bırakmaya.
Alışkanlıkları rafa kaldırmaya anıların yanına…

Yeniden şaşırmaya yeni şeylere,
Ve yeniden alışmaya…

11.04.2010
Sinan Onur ALTINUÇ

Yolculuk

Keşke, yolculuk etmek kadar basit olsa hayat.

Ne kadar hızlı gittiğini sen bilirdin o zaman,
Manzara güzelse yavaşça giderdin.
Sıkıldıysan da basıverirdin gaza…
Bir anmış gibi gelmezdi sevinçler,
Ya da üzülmek zorunda kalmazdın geceler boyu.

Durup keyfini çıakrta bilirdin manzaranın.
Şöyle bir bakardın doya doya,
Azında kalan tatla yetinmek zorunda kalmazdın o zaman.
Ne zaman istersen,
O zaman devam ederdin yola…

Hiç dönmeyecek olsan bile belki,
Dönebileceğini bilerek yaşardın.
Üzülmeden kaçırdıklarına,
Bir özlem olmadan geçmişe,
Ve belki de pişman olmadan…

Yolculuk gibi olsaydı hayat,
Haritası olurdu bir de.
Yanlış yöne gitmezdin.
En yakın kavşantan dönerdin gitsen bile,
Kaybolmaktan korkmadan yaşardın o zaman…

Sinan Onur ALTINUÇ
07.12.2009

Çocuklar ve Gelecek

Bu seferki yazdığım teknolojiyle ya da edebiyatla ilgili değil. Şiirler genelde herkesin bildiği şeyleri güzel biçimde söyleyebildikleri için etkilidirler. Bu seferki farklı. Farklı olmasının sebebi bana ait olmaması değil. Saf biçimde gerçekleri duymak düşünmek istemediğimiz şeylerin önümüze sürülmesi bu sefer etkileyici yapan.

Bu sefer bir video paylaşacağım. Hangi organizasyonda olduğuna dair detayları bilmiyorum. Öylece rastladım. (Bilenler yaplaşabilirse iyi olur)

İzlemek biraz koydu açıkçası. Fakat bir çocuktan duyduğum için mi? Yoksa gerçek oldukları için mi anlayamadım. Umarım ilk ağızdan dinleyenleri etkilemiştir.

Kategoriler
Kategorilenmemiş

Yalan

O kadar kolay ki söylemek,
Hemen anlatıvereyim isterseniz.
Hayallerinizin peşinden koşun diyeyim.
Siz varsınız bir tek bu dünyada,
Kırın zincirlerinizi,
Yelken açın diyeyim yeni sulara.
Hep duymak istediklerinizi söyleyeyim.
Yapmak isteyip de,
Kalkışmayı bile beceremediğiniz,
Ama düşlediğiniz şeyleri anlatayım.

Bilseniz de gerçeği,
Ben size yalanlar söyleyeyim,
“Evet aslında.” deyin diz de,
“Çekip gideceksin buralardan.”,
“Ufak bir sahil kasabasına yerleşeceksin.”
Öyle bir kasaba olduğundan değil ya,
Laf olsun diye işte…

Ben anlatayım,
Siz dinleyin isterseniz.
Sizi bağlayan zincirlerden bahsetmeyeyim hiç.
Yelkenleri açınca öylece,
Birdenbire gidebilecekmiş gibi gibi yapalım.
Söylemek yasak olsa bile,Bilerek kalmaya mahkum olduğumuzu…

Şunu da bilin ama,

Laflan, şiirlen olmuyor bu işler.
Bilin ki gidebilecek olanlar,
Çekip gittiler bile…

Sinan Onur ALTINUÇ
01.09.2009 05:25

Yalandan Yaşamak

Yalandan yaşıyoruz be kardeşim.
Hangimiz gerçekten düşünüyoruz ki mesela.
Bencil olmayı bile yüzümüze gözümüze bulaştırıyoruz.
Kendimize bile bir hayrımız olmuyor çoğu zaman.
Bakasını düşünmek desen,
İstemiyor zaten çoğumuz,
Boş ver diyoruz,
Boş ver sen mi kurtaracaksın dünyayı.
İstese bile güç bela yetiyor aklımız.

Medeniyiz diyoruz.
Gökdelenler dikiyoruz,
Köprüler yapıyoruz.
Bir yandan yapıyoruz medeniyet adına,
Bir yandan yıkıyoruz hangimizin sopası daha büyük diye.
Açlıktan ölebiliyorken hala insanlar nasıl medeniyetse?

Uzaya gidiyoruz güya.
Kim nereye gitmiş ki DÜnyadan.
Gitmiş de nereye varmış daha?
Bir gün gidilir belki ama,
Şimdilik sıkışıp kalmışız dünyada.
Orayı da zehir ediyoruz kendimize.
Medeniyiz ya güya,
Kendi evimize pisliyoruz resmen.

Özgürüz diyoruz.
Zindanlarda yaşayıp özgürlük masalları anlatmak bizimkisi.
Her şeyimiz diyoruz, olmadan yaşayamayız…
Bir pencereden başka bir şey değil aslında özgürlük.
Camdan bakmak da özgür olmak.
Belki diyoruz,
Bir gün biz de çıkarız.

Aşk şarkıları söylüyoruz.
Kimisi için her şeyin adı aşk.
Çok kolay yani aşık olmak.
Kimisine göre zaten yok.
Kimisi arasa da bulamamış hiç…
Çoğumuz bir haberiz yani.
Ama yine de düşmüyor şarkılar dilimizden.

14.08.2009
Sinan Onur ALTINUÇ

Huzur

Müzik önerisi: Blackmore’s Night – Now and then

Öyle aramakla bulunmazmış huzur.
Göl kenarındaki bir evde değilmiş illa.
Yada sallanan bir sandalyede,
Yıldızlar kadar uzakta hiç değilmiş…
İçinde bir yerlerde hep varmış ama,
Dertlenirmiş bazen,
Çatı arasında tozlanmış bir sandık gibi…
Yada keder bağlarmış
Yosun tutan taşlar gibi denizdeki…
Temizlenirmiş ama,
Belki bir sahil kenarında oturmak lazımmış,
Yada çıtırdayıp yanan bir odun ateşi,
Belki yağmuru izlemek odanın camından,
Belki de yıldızları seyretmek bulutsuz bir gecede…

Şöyle derin bir nefes almak lazım.
Gevşetmek lazım ellerini kanatan dizginleri,
Gözlerini kapatıp hafif bir müzikle,
Hayal görmek lazım biraz.

Sinan Onur ALTINUÇ

Kategoriler
Kategorilenmemiş

Twitter

Deterjan reklamı gibi olacak ama:

  • Msnde kişisel ileti kullanmayı seviyorsunuz.
  • Facebook’da ne düşünüyorum kısmını güncelliyorsunuz.
  • İnsanların sizinle ilgili bazı şeyleri size sormadan takip edebilmesini istiyorsunuz.
  • Ya da öylesine kısa bir şeyler söylemek istiyorsunuz.

Bu durumlardan birine uyuyorsanız ve twitter‘ı duymadıysanız hoşunuza gidebilir.

Ya da bu video demek istediğimi daha iyi anlatabilir.

Hoş bir şey gibi en azından kendi çevrenizden yeterince insan kullanıyorsa.

Bu arada Atilla‘ya teşekkür etmeli bana tavsiye etmişti videoyu da o yollamıştı.

Ha tabii bu arada asıl yazış amacını da atlamamak gerek:

http://twitter.com/sinanonur

twitter kullanan arkadaşlar bana ulaşın lütfen =)

Stajlar, alımlar ve yöntemler

Her staj arama süresince öğrencilerin kafasını benzer sorunlar kurcalıyor. Nerede staj bulabileceğim? Nerelere başvurmalıyım? Beni kim kabul eder? …

Hep de aynı kısır döndünün içinde döner. Staja kabul edilirken beni not ortalamama göre mi yargılayacaklar? Not ortalaması başarının bir ölçütü müdür? Diğer taraftan şirketler açısından Öğrencinin daha önceden ciddi bir deneyimi yada bir projesi yoksa bakılabilecek çok fazla şey yoktur. Cvler arasından eleme yapılması gerektiğinde sanıyorum not ortalaması mecburen önemli bir etmen olur. Ben not ortalamasının kendi başarısını göstermediğini düşünen yüzlercesi arasındayım. Özellikle bölüm dışı derslerde…

Hal böyleyken, değil iş başvuruları staj başvurularında bile birbirine benzeyen bir sürü aday arasından eleme yapmak gerekecek. Ve ne öğrenciler kendilerini anlatabildikleri konusunda tatmin oalcak ne alımı yapanların kafasında yeterince bir fikir oluşabilecek. Bir çaresizlik gibi görünse de bu kısır döngüyü kırmak sanıyorum ki mümkün.

Bildiğim ilk uygulama daha önceden Pardus ekibinin staj elemelerindeydi. Not ortalaması ve okunan okulu bir kriter oalrak kabul etmeyerek cvnin yanında kişinin kendini ifade etmesi için ayrı bir metin istiyorlardı. Daha önemlisi daha önceden gerçekleştirilmiş örnek bir çalışma (ödev/proje) Kişiyi ölçmek için klasik yöntemlerden daha iyi görünen bir yöntem sunuyor bu.

Fakat bana daha da orjinal gelen bir yöntemle karşılaştım. Portakal Teknoloji bakın nasıl bir yol izliyor:

* Özellikle özgür yazılım alanında faaliyet gösterdiği için ve stajerlerinin de belli bir paylaşım kültürüne dahil olmasını beklediğinden dolayı adayların blog tutmasını blogu yoksa blog açmasını öngörüyor.
* Bir özgür yazılım projesinin tanıtımını yine blogda yapmasını istiyor
* Son aşama olarak da özgür yazılım camiasına somut bir katkı sağlamalarını bekliyor.

Böylece staja kabul edilen ya da edilmeyen herkese belli bir bilinci aşılamış ve belki de özgür yazılım dünyasına kazandırmış oluyor.

Ben de Portakal Teknolojinin özgür yazılım mevzularına gösterdiği hassasiyetten ve kendime bir şeyler katabileceğine inandığımdan başvurumu yaptım.

Aslında işin ilginç yanı Bora Güngören’in blogunda belirttiğine göre bu staj prosedürü başka yerlerde de yankı bulmuş gibi görünüyor. . Yani “esinlenmeyi” pek belli etmeseler de baya benzer uygulamalar varmış.

Diliyorum ki insanların değerlendirilmesi ve anlaşışması için bunun gibi yollar artsın. Cvlerin yeterliliği konusunda ciddi sıkıntılarım var. Hala insanların kendini bu tür durumlarda ifade edebilmesi için çok iyi bir yol var gibi görünmüyor.