HUBİT ve Bilişim Günleri

Bu sene Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Topluluğu (Hübit) olarak 8-9-10 Nisan tarihhlerinde Bilişim Günleri düzenliyoruz. Etkinliğe İş dünyası ve akedemik dünyadan bir çok önemli konuşmacı katılıyor. Afiş ve program hakkında bilgi edinmek için topluluğun internet sitesini kullanabilirsiniz. Ve çevirimiçi kayıt yaptırabilirsiniz.

Bilişim günleri afişi
Bilişim günleri afişi

Bu kısmı biraz hızlı geçiyorum çünkü her yerde okuyabileceğiniz tarzda bir tanıtım yazısını olmasını istemedim. Daha çok etkinliğin hazırlanışına dair kendi izlenimlerini aktarmak istedim.

Geçen sene Bilişim günlerinin ilkini düzenlemiştik. Birçok şeyi spnradan netleştirebildiğimiz için içeriği güzel ama tanıtımı pek de tatmin edici olmayan bir etkinlik olmuştu bizim için. Aslında başkalarının bir şeyler öğrenmesi için yapılan etkinlikler bir yandan da en çok içinde bulunanlara birşeyler öğretiyor.

Bu sene topluluğa çok taze kanlar katılmasını önceden çalışan arkadaşların da daha hevesli olmasından cesaret alarak biraz daha geniç çaplı düşünmeye çalıştık bu seferki etkinliği. Önceden Facebook, Bilgisayar Mühendisliği BÖlümünün haber grubu ve geç açılmış afişlerle duyurmuşken bu sefer stand afişleme ve el ilanları da eklenince pek de fena bir tanıtım olmadı gibime geliyor.

Günümüzde üniversite öğrencilerinin bir kısmında olan ilgisizliği yavaş yavaş kırıyoruz sanırım. Hem katılan hem de elini taşın altına sokan arkadaşların sayısı arttı.

Çevrimiçi kayıt yaptıran ve her gün iki oturuma katılan arkadaşalra da katılım belgesi veriyoruz. Bu katılım belgesi olayı özellikle standda beklediğimden daha fazla ilgi gördü. İnsanların ilgisi çekmesi açısından güzel bir durum fakat kendini geliştirmekten çok belgeye odaklanılması açısından da biraz üzücü olabiliyor.

Diğer üniversitelerden veya kesimlerden insanları da aramızda görmekten büyük mutluluk duyacağız. Çevirimiçi kayıt yaptırmayı unutmayın =)

İşe yarayabilecek bağlantıları da vereyim:

Topluluğun web adresi(Şimdilik sadece etkinlik afişi ve kayıt sistemi olsa da)
Facebook

Sonuç olarak yorulduk ama değdi. Beraber çalıştığımız tüm arkadaşlarıma da buradan teşekkür ediyorum. Etkinlikte görüşmek üzere…

Kayıp

Önce kalemimi kaybediyorum.
Kaybettiğimi bile anlamayacak kadar,
Uzun süre aramıyorum

Ay ışığını kaybediyorum sonra.
Orada olduğunu bilip avunmak için bile,
Bakmaya yeltenmiyorum.

Heyecanımı kaybediyorum,
Korkunç bir soğuk kanlılıkla,
Şaşırmıyorum artık…

Coşkuyu kaybediyorum.
Sevinebiliyorum ama,
Mutlu olmadan…

Sesleri kaybediyorum.
Bir kitap sayfasında yazanlar gibi,
Duyuyorum ama notalar olmadan.

Renkleri kaybediyorum.
Elmanın rengi hala kırmızı ama,
Yaprağınkinden o kadar farklı değil artık.

Kafamı kaldırıp yukarı bakıyorum.
Ay gerçekten de yok bugün.
Gözlerimi kapatıyorum,
Bu kez görüyorum…
Bir ses duyuyorum,
Bir tane daha…
Müzik gibi, farklı birbirinden.
Gözlerimi açıyorum,
Karanlıkta pek belli değil ama,
Gökyüzü başka renkte topraktan.
Ve masanın üstünde bir kalem duruyor.
Kaybettiğim kalem hem de…

Sinan Onur ALTINUÇ
22.03.2009

Aç kal, Budala kal

Bazen hayatımızda ne yaptığımızı sorguladığımız noktalara giriyoruz. Şartlar yüzünden sürekli şikayet ediyoruz. Gelcek kaygısından, bulunduğumuz ortamın bize yapmak istediğimiz şeyi yapmamıza izin vermediğinden yakınıyoruz. İnsanların ne kadar acımasız, ne kadar vefasız olduğundan yakınıyoruz.

Kişisel gelişim kitaplarındaki klişeler gibi olacak ama kusura bakmayın:

Oysa fark edemediğimiz bir nokta var.
-Aslında yapmak istediğimizi yapmamıza izin vermeyen sadece kendimiziz. Ve istediğimiz şeyi yapmaya cesaretimiz olmadığından, elimizdeki şeyleri kaybetmeye korktğumuzdan suçu da dünyaya atmaktan hiç de çekinmiyoruz.
-Aslında acımasız olan kendimiziz vefasız olan da… Hem de İlk önce kendimize karşı… Gerçekten sevmediğniiz bir şey yaparak gerçekten başarılı olmayı nasıl bekleyebiliriz? Ya da gerçekten mutlu olmayı…

İşte bazen bunun gibi sorularla meşgul ederiz beynimizi. Aslında cevapları her yerdedir. Yani ne bileyim, sokakta kime sorsanız zaten size hayallerinin peşinden koşmanızı söylemez mi? Eğer koşmuşsa bunu bir başarı hikayesi olarak dinleriz. Eğer koşmamışsa kendi durumundan şikayet eden birisinin konuşmasını… Ama ana fikir sanırım aynı. Binlerce kişisel gelişim kitabında yazan şeyin özeti…

Ama öyle görünüyor ki bizim dinlememiz için bir sebep olması lazım. Ve de öyle alelade değil de güzelce anlatılması lazım. Beynimize kazınması lazım yani…

İşte bu yüzden ben böyle söylesem de yine de beni dinlemeyeceksiniz. Buraya kadar geldiyseniz mutlaka okumuşsunuzdur fakat birkaç dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi devam edeceksiniz.

Belki benden daha büyük birileri daha güzelce anlatırsa daha etkili olur.


Steve Jobs – Aç Kal Budala Kal (Alt Yazili)
Yükleyen morketing

Dilerim hepimiz hayatın sunduklarına karşı hep aç kalabiliriz.
Hepimiz karşımıza çıkanları yılların verdiği bıkkınlıkla değil, bir budalanın şaşkınlığı ve heyecanıyla karşılayabiliriz ve heyecanımızı kaybetmeyiz.

Dilerim ben de kendi anlattıklarımı yakın zamanda unutmam. Ve dilerim ki ilerde böyle şeyleri anlatabiliyor olurum ve insanlar da beni dinler.

Bilinmez

Son zamanlarda burası pek ıssız oldu. Teknik olarak sayfaya kaç kişi girdiğinden haberdar olabilsem de girenlerin okuyup okumadığını bilemiyorum. Eskiden gelen yorumlardan da hiç kalmadı. Ama birkaç sefer daha yorum almasam bile yazmak konusunda ısrarcıyım sanırım.

Her şiir için yeni müzik söyleyebilmek isterdim ama biraz klasik bir insan olduğum için elimdekilerden dönüp duruyorum. Bu seferki (yine) Beethoven dan moonlight sonata oldu. Ama bu sefer bir değişiklik yapayım. solar‘dan çaldığım bir taktikle:

Felsefe bayaca karıştı bu sefer işin içine.

Blinmez…

Bilmediğimiz yerlerden korkuyoruz en çok.
Göremediğimiz şeyler gizemli geliyor hepimize.
Tahmin bile edemeyince süpriz oluyor herşey.
Hayal bile edemediğimiz şeyi görünce şaşırıyoruz.
Bilmiyorken merak edebiliyoruz ancak.
Hiçbişeyden ilk seferki tadı alamıyoruz,
Bilinmezinde olduğu için belki aroması.
Daha mutluyuz çoğu zaman cahilken.

Garip olan…
Bunca duygu bilinmezden geliyorken.
Bilmediğimize bu kadar bağlıyken insan tarafımız.
Neden bilmiyorum ama,
Öğrenmeye çalışıyoruz sürekli.

Sinan Onur ALTINUÇ
17.01.2009, 06:45

Sanki…

Bedeni dar geliyor bazen insana.
Sanki öyle bir ruh var ki içinde,
Bir çatlak arıyor sadece,
Bir çatlak bulsa dünyalara taşacak.

Öyle seviniyor ki bazen,
Derler ya “kalbim göğsüme sığmıyor”.
Öyle soluyor ki havayı,
Sanırsın fırtınalar kopartacak.

Öyle seviyor ki,
Sanki dünyayı değiştirip,
Daha güzel yapıyor sevgisi.
O hayat veriyor sanki ufak canlılara.

Bazen de öyle üzülüyor ki,
Sanki rengi soluyor her şeyin hüznünden.
Gece daha bir ıssız artık.
Ay daha bir hüzünlü bakıyor sırf o üzüldüğünden.

Öyle özgür hissediyor ki bazen,
Ayakları yetmiyor yürümek için.
Koşmak bile nafile.
Kanatları çıkacakmış gibi sanki sırtından…

Öyle güçlü ki bazen,
Sanki bir haykırışı depremler yaratacak.
Sanki koskoca dağlar,
Sırf o lutfettiğinden ayakta hala.

Anlaması zaman alıyor.
Ama sonunda acıyla kavrıyor.
Öyle çaresiz ki aslında…
Kendine karşı bile hem de…

Öyle aciz ki bazen,
Kendisinin bir haykırışıyla değil ama,
Tek bir sözüyle başkasının,
Dünyalar yerle bir oluyor…

Sinan Onur ALTINUÇ
08.12.2008

Hikaye

Hayat bazen,
Hiç bitmeyecekmiş gibi başlayıp,
Hiç başlamadan biten hikayelerdeki gibi.
Kavuşmak nedir bilemeden,
Ayrılığı öğrenmek gibi…
Hiç görmeden güneşi,
Atılmak gibi penceresiz bir hücreye,
Kaybetmek gibi,
Neyi kaybettiğini bile bilmeden kaybetmek…

Sinan Onur ALTINUÇ
30.11.2008

Şarkı önerisi: (benim için klasik olsa da) Opeth – To bid you farewell

Sanırım içim dışımdan daha melankolik olacak ki. Böyle bişeyler çıkıyor yazmaya kalkınca. Yakın zamanda neşeli bişeyler de denemek lazım. Yorum yazan arkadaşlara bir kez daha teşekkür ediyorum. Galiba birileri girip çıkıyor ama takip edilmeme motivasyonu insanı bazen yazmaktan alıkoyuyor insanı.

Aynı Son

Ve bir kez daha geldi sona…
Her seferinde farklıydı,
Ama hep aynı bitiyordu nedense.
Her seferinde bir boşluk bırakarak,
Her seferinde buruk bir umut…
Ne aydınlatacak kadar parlak etrafı,
Ne rahat verecek kadar sönük zavallı gözlerine.

Aynı sessizlikte;
Yine aynı şarkı vardı zihninde,
Ve aynı buruk melodi…
Bıkkınlık bile vermiyordu artık.

“Ne olacak” diye bile sormadı bu kez kendine.
Bu sefer farklı olacağıından değil,
Farkettiği için artık,
Yapacak başka şeyinin olmadığını…

Devam edecekti öylyse;
Tekrar aynı sonu aramaya,
Bildiği tek oyunu oynamaya…

Sinan Onur ALTINUÇ
06.11.2008

Aslında pek karamsar bi havada değilim ama yazmaya kalkınca bu çıktı Belki bi karakter tahlili bile olabilir…

Umarım beğenirsiniz. (umarım yorum yapan da çıkar =) )

Yine Gündoğumu…

Gün bir farklı doğuyor bu kez,
Doğudan belki yine,
Yine tam zamanında,
Bu kez farklı yine de…

Gecenin ağırlığı hala üzerinde,
Gece olanlar birşeyleri değiştirmiş bu kez.
Ve bu kez aydınlatmak için doğuyor.
Her zaman aydınlattığı yerleri değil,
Bu kez hep gizli kalmış,
Hep saklanmış yerleri aydınlatmak için…
Gerekirse yıkıp gölgeleyen duvarları,
Ateşiyle kavurmak için geliyor bu kez.

Merhametli değil bu sefer,
Bu sefer kucaklamıyor,
Umut vermek için gelmiyor.
Ama aydınlatmak için geliyor.
Adalet dağıtmak için bu kez…

Bu kez çok şey değişcek,
Çok yer yanacak alevler içinde.
Adil olacak yine de.
Aydınlık ve korkunç…
Yeni bir gün doğuyor yine…

01.07.2008

Zaman Tüneli

Uzuuun koşturmacaların ardından insan mola verme ihtiyacı hissediyor. Aslında o kadar alışmış oluyoruz ki o uzun koşturmacalara molalar ilk başta çok tatlı gelse bile, boşluk bazen bünyeyi rahatsız ediyor. Boş kalınca da insanoğlunun standart olarak yaptığı birkaç şey var sanırım: Düşünmek, hayal etmek, hatırlamak…

İşte benim de hatırladığım zamanlardan birine denk geldi. Kafayı kaldırıp da geçtiğim yollara şöyle bir bakabildim. Bir kez bakıldı mı zaten arkası pek zor gelmiyor. Olaylar anılar görüntüler filmlerdeki flashbackler gibi geliyor. İster istemez geçmişe bir özlem doğuyor insanın içinde hatta bazen öyle abartılı oluyor ki kendinden daha eski şeylere bile özlem duyuyor insan. Geçmişe dönme şansı olsa döner miydi peki insanlar? İşte o sorunun cevabı sanırım kişiden kişiye epey değişir. Bence anılarını kaybetme pahasına dönmemeli insan ve aslında gelecekte geriye baktığında özlem duyacağı bir anı yaşıyor şu anda.

Zaman tüneline girmesi eğlenceli oluyor. Fotograflara falan bakıp düşünmesi… Hem teknoloji de biraz gelişti belki şu video da birilerinin zaman tüneline girmesine yardım eder:

Aranızda Geleceğe Dönüşü sevmeyen var mı?

Boşa Geçen Zaman

Boş geçiyor bazen günler.
Her biri bir diğerine
Anlam yüklemeye çalışmakla geçiyor.
Oyalanarak geçiyor.
Asla kurtulamayacağımız “şimdi”nin
Geçmesini beklemekle geçiyor.
Hiç geçmeyeceğini bile bile hem de…
Belki de olmasını,
Aslında hiç istemeyerek…
Yelkovanın akrepi,
Kovalamasını seyrederek geçiyor.
Üstelik her seferinde,
Yeniden başlıyor aynı yarış,
Tik takları dinleyerek geçiyor…

Ufak bir derenin,
Okyanusa akması gibi…
Geçiyor geçmesine de,
Bir şey değiştirmiyor yine de…

06.05.2008 04:20

———————————————————-

Yapılması gereken bir sürü şey kenarda dursun bazen bişey yapamayacağı tutuyor insanın böyle oluyor… Şarkı olarak bu sefer Radiohead’den Street Spirit önere bilrim.